17 Nisan 2015 Cuma

BABYLON'DAKİ SON GELİŞMELER


By on 17:45:00

17.4.2015

Bu sabah bir grup kültür/sanat muhabiri, müzik yazarı olarak Babylon ekibiyle kahvaltıda buluştuk. Pozitif grubunun kurucularından Ahmet Uluğ başta olmak üzere, Babylon Genel Md. Yrd. Can Aydoğdu ve Pazarlama Direktörü Can Yıldızlı, epeydir merak edilen ve heyecan yaratacağına inandıkları konuları bizlerle paylaştılar. Öncelikle Babylon yönetimini, hem gelişmeleri ilgili gazetecilerle doğrudan aktarmak, hem de kendilerine yönelik eleştirileri ve önerileri birinci elden duymak amacıyla bu tür toplantıları gerçekleştirdiği için kutlamak gerekli. Ahmet Uluğ, birkaç yıl önce Çeşme'deki buluşmada biraz da espriyle, "Bizi burada iyice bir dövün," demişti; bu kez, "Esasen biz kendimiz konuşmaktan çok, sizlerin görüşlerini duymak istiyoruz," dedi. Kendi adıma söyleyebilirim ki, ben de bu toplantılarda aklımdan geçenleri dostça bir ortamda dile getirme olanağı bulmaktan dolayı memnunum.

BABYLON KİLYOS, DAİMİ FESTİVAL EVİ OLUYOR

Bugünkü sohbet sırasında bize verilen bilgilere göre, Kilyos'ta yeni ve büyük bir festival alanı inşa ediliyor. Çalışmaları hızla devam eden bu yeni mekanı oluşturma düşüncesi, İstanbul'da Küçükçiftlik Park ve Life Park dışında festival yapılacak alan kalmaması nedeniyle acil bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıkmış. Yurtdışında festivallerin kendilerine ait mekanları olmasına karşın, Türkiye'deki festivaller sürekli kendilerine mekan aramak zorunda kalıyor. Santralistanbul ve Park Orman'ın malum nedenler yüzünden devre dışı kalmasıyla Soundgarden ve One Love Festival evsiz kalınca, bu yönde bir arayış zorunluydu elbette.

Kilyos'taki 50 dönümlük arazide kurulan festival alanı, bu yıldan itibaren Soundgarden'ın daimi evi olacak. Babylon ekibi, bu festivalin "headliner" odaklı olmayacağının özellikle altını çizdi; yapmak istedikleri, doğa ile müziği buluşturan, gün boyu çeşitli etkinliklerle devam eden bir festival. 23 Mayıs'ta beşincisi düzenlenecek festivalde, alanın olanakları elverişli olduğundan 4 ayrı sahne bulunacağını belirttiler.

Babylon Kilyos'a giden yolun sadece söz konusu festival alanına çıktığını, kendilerine özgü bir koya açıldığını ve yaz kış açık kalacak bir etkinlik alanı tasarladıklarını anlattı Babylon ekibi. Asfaltları söküp çimenle kapladıklarını; kullandıkları odunların Norveç'te ormandan değil, kesim için yetiştirilen ağaçlardan elde edilen sürdürülebilir malzeme olduğunu; festival alanına sifonlu modern tuvaletler yerleştireceklerini anlatırken oldukça heyecanlıydılar. Kilyos Babylon'da sürekli açık olacak bir restoran bulunacağını ama festival zamanında farklı zevklere hitap eden yiyecek vagonları bulunacağını söylediler. Ahmet Uluğ, bu noktada benim sürekli yazıp dile getirdiğim eleştiriyi de unutmadı ve vegan yiyecekler de olacağını vurguladı.

Bu arada önemli bir nokta da, Kilyos'a ulaşımın nasıl sağlanacağı... Sonuçta herkes arabayla gitmeye kalkarsa trafik, otopark ve çevre kirliliği açısından sorun yaratan bir durum ortata çıkacağı kesin. Bu nedenle toplu taşıma olanaklarını devreye sokacaklarını ve Sarıyer Belediyesi ile yaptıkları görüşmelerin de olumlu geliştiğini anlattılar.

Bu bilgileri dinledikten sonra bizim sorularımız ve önerilerimize geldi sıra. Ben genel olarak yaptığım yorumda, son yıllarda Türkiye'de festivallerde hakim olan atmosferden rahatsızlık duyduğumu, kültür ve sanat etkinliklerinin özellikle elit kesime yönelik gibi görülmeye başlandığını ve esasen de öyle planladığını; Babylon Kilyos'un çok daha geniş bir kesime hitap etmesini umduğumu söyledim. Babylon sonuçta kültür alanında ticari bir faaliyet içinde elbette; bunun da bilincindeyim. Ancak bu beklentimi de dile getirmek istedim. Çünkü festivallere asıl coşkusunu katan, müziğe birincil derecede önem verip merkeze onu koyan gençler. Bu grup festivale çekilemediğinde, festival ruhsuz ve sıradan olur.

Bununla bağlantılı olarak, VIP uygulamalarının da festival ruhuyla bağdaşmadığını belirttim. Sadece parası var diye insanların sahnenin en ayrıcalıklı yerine konumlandırılmaları, festival ruhunu öldürüyor ve ne yazık ki bu durum sahneye de yansıyor. En önde grubu neredeyse nefesini tutarak izleyecek kadar heyecanlı hayranlar olursa, o enerji sahneye de geçer. Bu artık bugüne kadar birçok kez kanıtlandı. En sıkı hayranlar ile müzisyenin önüne set çekmek yanlıştır.

Ahmet Uluğ, bütün bunları düşündüklerini, hatta sahne önündeki güvenlik görevlilerinin duruşunu dahi düzenlemek istediklerini anlattı.

Dile getirdiğim bir diğer nokta, Türkiye'de nadiren canlı dinleyebildiğimiz deneysel, gerçek anlamda alternatif müziğe sahne verilmesi oldu. Son yıllarda yaşanan indie patlamasının da bir yansıması aslında bu. Müzik endüstrisinin sürekli pompaladığı, çoğu birbirine benzese de sadece trend oldukları için fazla ilgi gören isimler kapladı her yeri. Tabii ki indie rock/pop yapanlar arasında da iyi olanlar var; ama kanımca büyük kısmı da çok sıradan. Bu nedenle punk rock, krautrock, dark wave, industrial gibi türleri içeren, avantgart diye tanımlanabilecek deneysel müzik yapan yaratıcı isimler için ufak bir sahnenin gerekliliğine işaret ettim. Bu tarz müzik yapan grupları Babylon'un kendi salonunda ağırlaması, bilet satılma zorluğu düşünüldüğünde, fazla mümkün olmayabilir. Ama halihazırda Soundgarden gibi dört sahneli geniş bir etkinlik varsa, popüler olmayan ama çok iyi müzik yapan, derdi olan deneysel gruplara da yer açılabilir. Farklı sesler duymak isteyen, keşif meraklısı kulakların o sahneye ilgisiz kalmayacağını düşünüyorum. Üstelik biz, o derdi olan. söyleyecek önemli sözleri olan grupları dinlemeye en çok ihtiyaç duyan ülkelerden birinde yaşıyoruz...

Bir noktada konu, festivaller için sorulan "line up mı yoksa deneyim mi?" sorusuna geldi. Ben, müziği her şeyin üzerine koyan bir bakışa sahip olduğum için line up diyenlerdenim. Çimenlere yayılıp yastıklar üzerinde müzik dinlemek güzel ama ben o nedenle gitmiyorum festivallere. Sırf tuvalet sırasında bekleyip şarkı kaçırmayayım diye son konsere kadar bira içmeden Glastonbury festivalini tamamlayan biriyim. Fakat "deneyim önceliklidir" demek de bir tercih; ona da saygı duyarım. Yine de, "headliner" odaklı bir festival değilse de, katılacak grupların festival heyecanının temelini oluşturmasını tercih ediyorum. Anlaşılıyor ki, Babylon ekibi Soundgarden'da ikisi arasında bir denge kurmayı hedefliyor. Bu açıdan merakla bekliyoruz sonucu.



BABYLON ASMALIMESCİT ONARIMA GİRİYOR, BABYLON BOMONTİ EYLÜLDE AÇILIYOR

Toplantıda verilen bilgilere göre, Babylon'un Asmalımescit'teki ilk mekanı mayıs ayında kapılarını kapatıyor ve yaklaşık iki yıl sürecek geniş çaplı bir restorasyon süreci başlıyor. Bomonti'deki kardeş mekan ise, eylül ayında İstanbul'a merhaba diyor. Bomonti'deki restore edilen Tarihi Bira Fabrikası'nın içinde yeni bir Babylon dünyası yaratılmış. Orijinal Babylon ile aynı kapasitede olsa da tek kata yayıldığı için daha büyük görünen bir salon elde edilmiş. Can Aydoğdu, salonu düzenlerken akustik tasarıma ve teknik altyapıya özel önem gösterdiklerini, Babylon markasının imajına uygun bir kaliteyi sağlamak için çalıştıklarını anlattı. Bina tarihi olduğundan, yapılacak en ufak düzenleme için bile aylarca izin beklendiğini, o nedenle açılışın uzadığını söyledi.

Babylon Asmalımescit'in durumu da soruldu toplantıda. Onun da restorasyondan sonra kullanılmaya devam edeceği belirtildi. Bir yenilik olarak, Babylon'da aynı gece 21:00 ve 23:30 gibi iki ayrı saatte iki farklı performans yapılmasının planlandığını anlattı Ahmet Uluğ. Aslında bu yurtdışında da benim çok gördüğüm bir uygulama. 20.30-21.00 gibi saatlerde daha çok singer-songwriter odaklı bir konser yapılırken, 23:30 itibarıyla DJ/clubbing performansları oluyor. Mekanı değerlendirmek ve performanslar arasında farkları belirlemek açısından da bana uygun görünüyor bu. 2014'ten beri Babylon'un çizgisinde sanki dans müziği odaklı etkinliklere biraz daha fazla eğilim gördüğümü de söyledim toplantıda. Konserler, başlama saatine göre belirli bir nitelik içerirse, bu ayrım dinleyici kitlesi açısından yararlı olabilir. Ben hazır ortamını bulmuşken, Billy Bragg ve Bad Religion gibi söyleyecek çok sözü olan grupların Babylon'a gelmesi dileğimi de dile getirdim.

Ayrıca Bomonti'deki Babylon'da salondaki kalabalıktan çıkıp müziği uzaktan dinlemek isteyenlerin hoşuna gidebilecek geniş bir giriş bölümü olacağını öğrendik. Bir anlamda "Babylon'un meşhur kapı önünü içeriye almış olduk," dediler. Açıkçası ben, "biraz müzik, biraz sohbet" diyenlerle neredeyse her konserde papaz olduğumdan, böyle bir bölümün varlığını yararlı buldum.

Büyük isimlere odaklanma yaklaşımının Babylon Bomonti için de tercih edilmeyeceği anlaşılıyor. Çünkü bunun sürdürülebilir olmadığı görüşü var. hurriyet.com.tr'den Hikmet Demirkol, Babylon'da yerli isimlere daha fazla yer verilmesi konusunu açınca, bizler de düşüncelerimizi paylaştık. Yeni isimlere ön grup olarak sahneyi açmak, onların tanınması bakımından önemli. Babylon ekibi de bu konuda aynı doğrultuda düşünüyor; uygulamada yaşadıkları bazı sıkıntıları, sektörün durumunu da bizlerle paylaştılar. Umarım bu doğrultuda güzel gelişmeler olur.

Kahvaltı sırasında konuşulan her şeyi bu yazıda aktarmak olanaklı değil ama en azından Babylon ile ilgili gelişmeleri belli başlı noktalarıyla merak edenlere aktarmak da görevimiz. Gelecek ayların müzik alanında oldukça hareketli geçeceği belli. Yeni salonlar, yeni festivaller, yeni festival alanları geliyor kente. Emeği geçenlere, müziğin yarattığı heyecana ortak olan herkese teşekkürler...

-

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate