11 Şubat 2015 Çarşamba

DALE COOPER QUARTET & THE DICTAPHONES İLE SESSİZLİĞİ YAKALAMAK


By on 10:23:00

11.2.2015
 
Underground seslerin sıkı bir takipçisi olarak, Fransız dark jazz kolektifi Dale Cooper Quartet & The Dictaphones'u da bir süredir hayranlıkla izliyorum. Adını Twin Peaks'in Özel FBI Ajanı Dale Bartholomew Cooper'dan alan grup, tanımlaması pek de kolay olmayan bir müzik yapıyor. Sen nasıl tanımlardın diye ısrar edilirse, ambient ve drone etkileşimli, yavaş tempolu deneysel doom 'jazz' derdim. 2002'de Fransa'nın Brittany adlı bölgesinde gerçek anlamda bir dörtlü olarak kurulan grubun artık üç sürekli üyesi var: Yannick Martin, Gaël Loison ve Christophe Mevel. The Dictaphones ise, DCQ albümlerinde yer alan konuk müzisyenlerden oluşuyor.

Müziklerinin adeta bir rüyayı andıran atmosferi, özellikle gece yürüyüşleri için mükemmel, dinlerken sizi farklı bir yere götüren cinsten. Ben bu cevheri, 2010 yılında ilk albümleri "Parole De Navarre" Denovali Records etiketiyle tekrar yayınlandığında keşfettim. Bugüne dek üç stüdyo albümü ve geçen yıl (((witxes))) ile ortak bir albüm yayınladılar. 2014 en iyi albümler listemde yer alan "Split" adlı albüm için hem DCQ hem de (((witxes))), birbirlerinin bir parçasını seçtiler ve onu 20 dakikalık bir bağımsız parça olarak yeniden yorumladılar. Sonuç gerçekten büyüleyici oldu!

DCQ'nun müziğini yıllardır hayranlıkla dinledikten sonra, sonunda bu sofistike grupla bir röportaj yapma olanağım oldu. Röportajı okurken yaptıkları olağanüstü çağrışımlar yaratan müziklerini de dinlemeniz umuduyla... (NOT: Yukarıda gördüğünüz fotoğraf, St. Petersburg'da çekilen yeni bir promo fotoğrafı. Çeken: Alexey Kluyev. Grup üyeleri bu fotoğraftaki gibi görünmek istediklerini belirterek, talep etmeme karşın başka bir fotoğraf göndermedi. Ayrıca röportajda verdikleri yanıtların da bireysel olarak belirtilmemesini istemediler, grup yanıtı şeklinde düşünülmesini istediklerini söylediler.)




Hepiniz farklı gruplardan geliyorsunuz ama 2002'de bir emprovize caz gecesi için özel olarak kurulduğunuzu biliyorum. Nasıl bir araya geldiğinizi anlatır mısınız?

Hepimiz farklı bölgelerden geliyoruz, hatta farklı müzikal geçmişlerimiz var. Geçmişte kendi projelerimiz (Tank, TF, Osaka) ile ya da üçlü olarak birlikte çalıp kayıtlar yapıyorduk zaten, bu nedenle birbirimizi oldukça iyi tanıyorduk. İlk aşamalarda aramızda ilk saksofoncu Arnaud Player da vardı ama sonra ülkeden ayrıldı.

2002'deki söz konusu performansınızın tek bir geceye özgü olduğunu duymuştum. Onun sonrasında ne oldu? Birlikte devam etmenize ne yol açtı?

O sırada hepimiz bir stüdyo projesinde görev alıyorduk. Hep birlikte çalıp, doğaçlamadan yola çıkan bir canlı performans projesi oluşturmak istedik. Üzerinde çalıştığımız müziği beraber çalma olanağımız olmuştu. Bu durum bize elektronik/post-rock enstrümanlarımızı saksofonla birleştirerek canlı performans soundu geliştirme amacımızı gerçekleştirmeye yardımcı oldu.

Denovali Records, ilk albümünüz Fransa'da bağımsız plak şirketi Diesel Combustible tarafından yayınlandıktan dört yıl sonra aynı albümü 2010'da yeniden yayınladı. Bu nasıl gerçekleşti?

Sanırız bloglar aracılığıyla duydular. O tarihte hepimizin kendi ülkemizde yayınladığımız kayıtlarımız vardı. Sonunda birilerine ulaştığını görmek gerçekten harikaydı. Elbette yeniden yayınlama talebini kabul ettik, bu da bize iyi bir başlangıç noktası oldu. Daha fazla konsere ve daha çok canlı performans grubu düşüncesine yol açtı. Denovali'den önce kendi ülkemizden uzakta hiç çalmamıştık.

Bugün bazı gruplar bağımsız bir plak şirketine bağlı olmayı, büyük bir şirkete giden yolda adım olarak görüyor. Size göre Denovali ile çalışmanın en iyi tarafı ne?

Büyük bir plak şirketi ile çalışmak hiçbir zaman hedefimiz olmadı; müziğimizi daima ya kendi kendimize yayınladık ya da bağımsız etiketlerle çalıştık ve bunun bizim için anlamı büyük. Denovali çalışabileceğimiz en iyi etiket, bizim için en iyisini yapıyorlar. Ayrıca bu sayede işbirliği yapmayı sevdiğimiz insanlarla tanıştık; sadece müzikleri nedeni ile sevmedik onları, aynı zamanda açık görüşlü, iyi insanlar...



"GİZEM, YAPMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ MÜZİĞİ İYİ AKTARIYOR"

Müziğinizin tınısı oldukça gizemli ve heyecan verici. Karanlık, duygusal, çoğunlukla enstrümantal ve yavaş. Bestelerinizde sıklıkla ya gizem duygusu var ya da bir tür ürperti. Bu sizin ruh halinizden mi yoksa yazma yönteminizden mi kaynaklanıyor?

Biz oldukça mutlu insanlarız. Gizemli müzik yapmak için depresif bir ruh hali içinde olmanız şart değil. Ama kayıt yapmayı, sesin içine girip onunla oynamayı seviyoruz. Hepimizin farklı esin kaynakları var, müziğe dair farklı bakış açıları söz konusu. Bu nedenle ortaya çıkan sonucu tam olarak açıklamak zor. Ne tür bir müzik yaptığımızı hala bilmediğimiz için gizemli müzik fikri bize uygun; yapmaya çalıştığımız müziği iyi aktarıyor. Klasik bir şarkı yazma yöntemimiz yok; bir şarkı 2 dakika da sürebilir 20 dakika da... En önemli şey sessizliği yakalamak. Şarkıların içine tuhaf öğeleri, boşlukları ve beklenmedik unsurları katmayı seviyoruz.

Müziğinizi dinlediğimde içimde sisli bir gecede sokaklarda dolaşma dürtüsünü uyandıran garip bir şekilde cazip bir his beliriyor. Sanırım çoğu insan benzer şeyler söyleyebilir bu konuda. Enstrümantal müzik böyle bir etki yapıyor; içine girdiğinizde bambaşka dünyalara sürükleniyorsunuz. Çoğu şarkınızda söz olmadığına göre, onları yazarken belli bir duyguyu içine nakşetmeyi hedefliyor musunuz?

Evet, genellikle dinleyenlerden gelen tepki böyle ama kayıt yaparken aklımızda böyle bir amaç olduğunu düşünmüyoruz. Belki müzik çok ıssız bir atmosfer yarattığındandır. Sonuçta dans edilebilir değil, neşeli bir partiyi canlandırmak için iyi bir seçim değil. İnsanların oturup bir albümü tümüyle dinlemesinin zor olduğu bir dönemde bu müziğin içine girebilmelerin bizim için anlamı çok büyük. Albümler üzerinde bu yönde çalışıyoruz, çünkü biz de müziği bu şekilde dinlemeyi seviyoruz.

Önceden belli bir konu belirlemiyoruz ya da "hadi hayaletler hakkında bir şarkı yazalım" türünden kayıt planları yapmıyoruz. Fakat bazı şarkılarımızı, henüz isimlendirmeden önce, yansıttıkları ruh hali ve sound açısından tanımladığımız oluyor.

Açık ki Angelo Badalamenti / David Lynch ve Twin Peaks temel esin kaynaklarınız arasında. Müziğinizi ilk duyduğumda, derhal Bohren & der Club of Gore'ın karanlık, minimal ve sakin soundundan etkilendiğinizi fark ettim. Müzik ve Twin Peaks dışında söz etmek istediğiniz başka esin kaynaklarınız var mı?

Bohren diğerlerinin arasında ama sadece onlar yok. This Mortal Coil'in 4AD'den yayınlanan kayıtları, Crammed etiketli Made to Measure serisi, Fred Frith'in dans müzikleri de var. Gruptaki diğerleri için de çok çeşitli esinlenmelerden söz etmek olanaklı.

Birçok kişi Bohren'in müziğini anlatırken "doom jazz"den "death jazz"e ya da "funeral jazz"e kadar birçok isim kullanıyor ama grup üyelerine sorarsanız onlar "tavern doom" diyor. Sizin de kendi müziğiniz için böyle spesifik bir isimlendirmeniz var mı?

Hahaha... Bunlar Dale Cooper Quartet olarak çalmadan önce duymadığımız enteresan sınıflandırmalar. Bohren'in "tavern doom" ifadesi ise harika, gerçekten çok komik insanlar. Biz ne caz, ne dark, ne de doom çerçevesindeyiz. Ama bunlar müziğimizi dinleyenler için bir anlam ifade ediyorsa, bizce sorun yok.



"MÜZİĞİ YALNIZ BİR YOLCULUK, BİR YÜRÜYÜŞ GİBİ DÜŞÜNMEK..."

Müziğinizle dinleyicilerinizde nasıl bir duyguyu canlandırmak istiyorsunuz? Nasıl bir ruh hali yaratmayı arzularsınız?

Onu yalnız bir yolculuk, bir yürüyüş gibi düşünüyoruz... Gizli bir arzumuz var; insanları üzgün, depresif ya da melankolik bir havaya büründürmek istemiyoruz, sadece insanları hayatın iyi yönlerini düşünmeye yöneltmeyi amaçlıyoruz. Her albüm için yeni kayıt yöntemleri deniyoruz; ekipmanlar, enstrümanlar ve mixing süreci hep değişiyor. Her şarkıda aynı şeyi yapmamaya özen gösteriyoruz; sürprizlerin ve doğaçlamaların şarkının modunu belirlemesine izin veriyoruz.

Üçüncü albümünüz "Quatorze Pièces de Menace"in (2013) basın bülteninde, albümün hayali yerler için sürdürdüğünüz arayışı izlediği ve dark jazz'i daha farklı yerlere götürdüğü yazıyor. Müziğinizi daha önce duymamış olanlara bu biraz iddialı gelebilir ama bence doğru bir açıklama. Belirgin bir ağırlığı içinde barındıran böylesine keyifli bir müziği nasıl yaratıyorsunuz?

Bu türdeki alışılagelen ambient/saksofon solo modelini uygulamaya çalışmadık. Ayrıca o albümde insanı farklı yerlere sürükleyen uzun atmosferik parçaların arasında "şarkı" tanımına daha fazla uyan parçalar da var. 

Albümlerinizde bir konsept ya da tema söz konusu mu?

Hayır, hiçbir zaman açık bir başlangıç noktamız olmadı.

Müziğinizde oldukça sinematik bir sound hakim. Görselin sizin için önemi ne kadar? Beste yaparken müziğinizi hayalinizdeki görsellere başvurmadan mı yaratıyorsunuz?

Çok katmanlı bir besteleme süreci oluyor; herkesin kendi bakış açısı var. Bu nedenle müziğimizi anlatacak herhangi bir resmi video klibimiz yok. Herkes kendi imajlarını yaratabilir.

Diyelim ki David Lynch filmlerini hiç izlemediniz. Sinemadan aldığınız esinlenme olmasa yine aynı tür müziği yapar mıydınız?

Sinema ve fotoğraflar, müziğimizle yakından ilintili. Belki de benzeri olurdu, kim bilir... This Mortal Coil, The Durutti Column, Tuxedomoon, Eno, David Sylvian, Frith... hepsi Badalamenti'nin film müziklerinden önce sinemasal müzikle ilgiliydi. Birbirlerinden hem çok farklı hem de yakınlar aynı zamanda. Bu aralarında bir bağlantı kurmamızı sağladı. David Lynch etkisi gruba verdiğimiz isim nedeniyle açık ama bizi çarpan asıl özelliği daha çok gerçekliği eğip bükme yöntemi.

David Lynch'ten konuşunca... Eğer şansınız olsaydı en çok hangi filmi için müzik yapmak isterdiniz?

Gelecek filmi için elbette! Tabii ayrıca Twin Peaks'in yeni sezonu için. Ama sanırım o işi yapan var zaten.




MİNİMAL YAKLAŞIM: DİNLEYİCİLERE KENDİ İMAJLARINI YARATMA OLANAĞI VERME YOLU

Albüm tasarımlarınızdaki minimalist yaklaşımı çok beğeniyorum. Müziğinizin fiziksel olarak sunulma tarzı ile hedeflediğiniz şey ne?

Minimal yaklaşım, dinleyicilere kendi imajlarını yaratma olanağını verme yolu. Aynısı kendi yaptığımız albüm tasarımları için de geçerli. Albüm adı konusunda da, eski Fransızca sözcük dağarcığında yer alanları tercih ediyoruz.

İkinci albümünüz "Métamanoir"ın (2011) kaydı için bazı müzisyen ve şarkıcılarla işbirliği yaptınız; obua, klarnet ve drone'larla etkileyici bir sound elde ettiniz. Albümde, Zalie Bellacicco'nun net yorumu, Ronan Mac Erlaine'in sesindeki derin ton ve Gaëlle Kerrien'in pürüzsüz sesi, çarpıcı dark jazz ile mükemmel bir şekilde buluşuyor. Gelecekte de böyle işbirlikleri yapmayı düşünüyor musunuz? 

O albüm bizim için özeldi, o dönemde yeni işbirlikleri yapmamızı sağlamıştı. Bu büyüleyici sanatçıların hepsini ilk kez müziğimizde buluşturmak çok büyük bir zevkti. Vokalin yer aldığı müzikleri çalan bir grup olma fikrimiz hiç yoktu ama o dönemde bu sanatçılarla çalışmak bize anlamlı geldi. Gelecek kayıtlarda konuk müzisyenler olup olmayacağını henüz bilmiyoruz. Fakat bugüne kadar gerçekleştirilenler önümüzü açıyor, bu da gerçek.

Üçüncü albümde Gaëlle Kerrien (Yann Tiersen'in Mute etiketiyle çıkan son üç albümündeki vokalist) ve Yeni Zelandalı müzisyen Alicia Merz (Birds of Passage) vokallerde yer aldı. Özellikle Alicia Merz ile yaptığınız kayıt nefes kesici. Merz'ün emsalsiz sesi insanı sıradışı bir yolculuğa çıkarıyor. Ayrıca vokalleri enstrüman gibi değerlendirme şeklinizi de seviyorum. Müziğinize düzenli olarak vokal eklemeyi düşündünüz mü?

Gaëlle, 20 yıllık arkadaşımız, bu nedenle onunla çalışmak her zaman zevk. Alicia'nın sesi ise gerçekten büyüleyici, müziğimizde sesiyle yer aldığı için şükran duyuyoruz. Birlikte yaptığımız bu şarkılardan dolayı çok mutluyuz. Gelecekte de birlikte çalışmayı isteriz ama henüz bunun hakkında konuşmadık...

Sizi henüz canlı dinleme olanağım olmadı, o nedenle konserlerinizi merak ediyorum. 

Albümlere göre daha gitar odaklı bir sound oluyor. Genellikle bir saat uzunluğunda, boşluklar, noise ve drone'larla dolu bir albüm gibi kesintisiz devam eden müzik yapmaya çalışıyoruz. Geçen sonbaharda Ronan'ın vokalist olarak yer aldığı canlı performanslar gerçekleştirdik, onun için şarkı söyleyebileceği parçaları seçtik. Ama genellikle her albümden farklı parçaları birbirine bağlayarak çalıyoruz.

Maxime Vavasseur’ün (((witxes))) projesi ile kaydettiğiniz "Split" albümü beni 2014'te en beğendiklerimden biriydi. Çok heyecan verici ve yaratıcı bir işbirliği. (((witxes)))'in "The Apparel" adlı parçasından yola çıkarak yarattığınız "Le Strategie Saint-Frusquin", müthiş bir dark jazz yorumu. Nasıl bir çalışma yürüttünüz onu yapmak için?

Çok teşekkürler! "The Apparel"ün bazı bölümlerini kendi kaydettiğimiz olduğu kayıtlar gibi düşündük. Yaptığımız bütün parçalarda olduğu gibi, asıl iş, bizim kaydettiklerimizle (((witxex)))'in kaydettikleri arasında mixing masasında en iyi olan kombinasyonu, soundu ve atmosferi ortaya çıkarmak. Bunu yaparken çok keyif aldık, belki de zaten çalışma sistemimiz bu olduğundan, bize garip ya da yeni bir şey gibi gelmedi. Parçayı geçen sonbaharda Maxime ile turneye çıkmadan önce kaydettik. Müzik konusunda birçok ortak görüşe sahip olduğumuz için ilişkimiz sürüyor, belki bir gün yeniden birlikte çalışırız.

(((witxes)))'in sizin “Nourrain Quinquet” adlı parçanızdan yola çıkarak kaydettiği "Pisces Analougue"u dinlediğinizde ne düşündünüz?

Tam bir (((witxes))) kalitesi! O albümün en güzel yanlarından birisi, kaydı kendi yöntemimizle yapmış olmamız, çok farklı bir soundu var. Maxime'in çalışmalarını çok seviyoruz ve bize göre yaptığı kayıt bir anıt gibi. Birlikte turneye çıkma şansımız oldu. Bu parçadan bölümler her konserde çalındı. O turnenin zihnimizdeki ses hatırası, konser salonlarının hoparlörlerini köküne kadar inleten o parça olacak.

Yeni albümünüzün ne zaman yayınlanmasını umabiliriz?

Üzerinde şu anda çalıştığımız bazı materyaller halihazırda mevcut ve yenileri de olacak. Öyle umuyoruz.

Bir röportajda "Brittany, hem bizim hem de müziğimizin içinde" demiştiniz. O bölgenin sizi etkileyen yanı ne? Başka bir ülkede albüm kaydetmeyi hiç düşündünüz mü?

Burada hava deniz nedeniyle sürekli değişim içinde. Bu durum bizim hayatımızda önemli. Başka bir ülkede kayıt yapmayı düşünmedik ama sonucu görmek güzel olurdu. Farklı bir yerde kayıt yapmayı istesek de şu anda bunu karşılayacak gücümüz yok.

Röportaja zaman ayırıp sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim!

İlginize çok teşekkür ederiz.


Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate