26 Aralık 2014 Cuma

“BEDENİNİZ EVİNİZDİR!”


By on 14:57:00

26.12.2014
 
Steven Patrick Morrissey... Kimilerine göre bir ilah, kimilerine göre toplumdaki ayrıksıların idolü, müzik dergisi NME’ye göre “dünyanın en tartışmalı pop yıldızı”, Noel Gallagher’a göre “en komik insan”, birçok sanatçı için büyük bir esin kaynağı... Indie rock’ın kurucusu The Smiths’in karizmatik vokalisti, edebi şarkı sözlerinin yazarı Moz...

Müziğin bu dik başlı ama ince ruhlu şairi, 80’lerden bu yana İngiliz Kraliyet ailesi, politikacılar ve plak şirketlerine karşı boyun eğmeyen tavrını ve yılmaz hayvan hakları aktivistliğini sürdürdü; bu nedenle eleştirildiği kadar da eleştirildi ama tek geri adım atmadı.
  
Morrissey gibi çok boyutlu, girintili çıkışlı bir kişiliği tüm yönleriyle bir sayfada anlatmak olanaksız; o nedenle bu yazıda sıklıkla sorguladığı egemen cinsiyet rollerine odaklanıp kendisiyle röportaj yaptım. “World Peace Is None of Your Business” adlı yeni albümünde, erkekliğe dair toplumsal klişeleri reddederek “I’m Not a Man” deme cesaretini gösterdi Morrissey. Şarkının temelinde, “yasaların ya da toplumsal standartların bedeniniz ve cinsiyetiniz hakkında suçlayıcı yargılarda bulunmasına karşı bir duruş” olduğunu söylüyor.
  
Müzik dünyasında her zaman cinsiyet rolleri konusuna farklı yaklaşan ve bunu şarkılarına en çarpıcı şekilde yansıtanlardan biri oldu Morrissey. The Smiths döneminde sahnede giydiği gömlekleri vintage kadın kıyafetleri satan mağazalardan alıyor, pantolonunun arka cebine çiçekler yerleştiriyor, fotoğraflarda alışılmadık bir kırılganlık sergiliyordu. Daha önce buna benzer davranışlarda bulunanlar oldu diyebilir, hatta androjen görüntüleriyle erkek ile kadını bir araya getiren David Bowie, Klaus Nomi’yi örnek gösterebilirsiniz. Ancak o örneklerdeki temel özellik, sanatçının sahnedeki görselliğinin makyajıyla, abartılı kıyafetleriyle ve tavırlarıyla, adeta uzaydan gelmiş gibi gerçeklikten uzak olmasıydı. Onları hayranlıkla izleseniz de günlük yaşamda onlar gibi olmayı düşünemezdiniz; oysa Morrissey bu dünyaya aitti, odasına kapanarak müzik dinleyip kitap okuyan yalnız gençlerden biriydi...
  
Erkeği aktif, kadını pasif olarak gösteren basit retorikten daha geniş kapsamlı bir erkeklik tarzını somutlaştırırken, hayranlarının şarkı sözlerini ve görünüşünü kendi kimliklerinin bir yansıması olarak yorumlamasını sağlamaya mı çalışıyordu? Bu sorumu, “Tam olarak amaç bu. Hepimiz duygularımızın başkaları tarafından da paylaşıldığından emin olduğumuzda, daha az yalnızlık hissederiz. Gerçek eviniz, yaşadığınız bina ya da apartman dairesi değil, bedeninizdir. Hareketsiz bir şekilde oturup kendi duygularına katlanmak, herhalde herkesin günlük yaşantısının en zor kısmıdır. Bunun böyle olması gerekmez veya şu ana kadar böyle olduysa bitmesi gerekir,” diyerek yanıtlıyor Moz.
  
Hep tartışılan cinsel kimliği, geçen yıl yayınlanan otobiyografisinden sonra tekrar gündeme geldiğinde söylediğini röportajda yineliyor, “Öncelikle ‘humasexuality’ diye tanımladığım kavrama inanıyorum. Hepimiz insanız ve insanları seviyoruz. Konuyu bu noktada bitirebilsek hiç sorunumuz olmazdı. Her birimiz bir dış, bir de iç gerçeklikle mücadele ediyoruz. Neden onları birleştirmeyelim?”
  
Kültür üzerine araştırmalar yapan Elisabeth Woronzoff’un da belirttiği gibi, Morrissey’in yaptığı şey o kadar özgün ki, önce yerleşik kodları tanıyıp, sonra o kodları çözmek için onlardan alternatif bir araç olarak yararlanıyor. Sahnedeki tavrı da, müziğindeki çokbiçimli kimlik de, toplumsal kodları yeniden düzenlemesinin sonucu. Aslında sorduğu soru şu: Bedeniniz evinizse, orada özgür olacak mısınız?

(Vogue dergisinin Aralık 2014 sayısında yayınlanan yazıdır.)

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate