22 Nisan 2012 Pazar

Vitrindeki Albümler 113: Patrick Watson - Adventures in Your Own Backyard (Domino)


By on 10:57:00

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 22 Nisan 2012



Evinizde nasıl müzik dinlemek istersiniz? Ben müziği tek başına özel olarak anlamlandırdığım için, mekanlardan ve mevsimlerden bağımsız olarak düşünüyorum. Evimde her türlü müziği dinlerim; yazı neşeli, sonbaharı hüzünlü olarak nitelemediğim için, her müzik her mevsime uyabilir bana göre. Çünkü aslolan, içinde bulunulan andaki ruh halidir ve benim ruh halim, hava durumu ya da mekanlardan doğrudan etkilenmiyor. Garip bir şekilde fiziksel koşullardan bağımsız olarak, kendi bildiğini okuyan bir ruha sahibim.

Ama “Bu havada bu dinlenir mi?” ya da “Bu mekana bu müzik gider” türünden ifadeleri sık duyuyorum. Yazının girişini belki biraz uzattım ama bunun nedeni, Patrick Watson’ın yeni albümünü anlatırken, “Evimizde dinlemek isteyeceğimiz türden bir müzik yapmak istedik” demesi oldu. Neden böyle bir ayrım yaptığını ilk okuyuşta anlayamadım. Çünkü müzisyenler zaten evlerinde dinlemek isteyeceği türde müzik yapmazlar mı ya da evlerinde dinlemeyi tercih ettikleri müzik sahnede icra ettikleri müzikten farklı mıdır? Önemli bir sorudur bu.

Belki bu tanımdan çıkarılabilecek anlam şu olabilir: “Grup olarak, başka hiçbir şeyi hesaba katmadan, sadece kendimizi memnun edecek müziği yaptık.” Anlatmak istediği buysa, ticari beklentileri gözetmemiş demektir. Bir sanatçının eserlerini üretirken benimsemesi gereken en önemli ilkedir gerçekte bu. Eğer yaptığınız işle öncelikle kendinizi memnun ediyorsanız, sonuçta mutlaka sizinle aynı düşünen başkaları da olacaktır.

Bu düşünceler üzerine kafa yorarken, Patrick Watson’ın tam olarak ne demek istediğini, Montreal Mirror’da çıkan bir söyleşisini okuyunca anladım. “Herkesin kendine göre bir arka bahçe tanımı var. Bana göre bu, barbekü yaptığınız yer değil, aklınızın içinde sizde iz bırakan insanların hiç çıkmadığı bir yer vardır; benim için arka bahçe orası” diyor. Nitekim albüm kapağında da, bir eve doğru yürüyen genç bir kadının arkadan çekilmiş fotoğrafını görüyoruz. Anlaşılıyor ki, kadının olduğu yer, Patrick Watson’ın arka bahçesi...

Ben, Patrick Watson’ın o bahçede giriştiği yeni maceraları çok sevdim. Bu yıl Austin’deki South By Southwest kapsamında grubu bir kez daha canlı dinleme fırsatım oldu. Festivalin kargaşasından uzakta, sessiz bir kilisenin içinde tahta sıralara oturup yerimizi aldık. Işıklar karardığında Patrick Watson’ın yüzünü ve bedenini görmüyorduk ama parmaklarına geçirdiği ufak lambalardan yansıyan zayıf işıklardan anladığımız kadarıyla piyanoyu çalan oydu. Sonra insana huzur veren pürüzsüz sesini duyduk. Festivalin en etkileyici performanslarından biriydi. Böylece yeni albümden şarkıları ilk olarak canlı performansta dinlemiş oldum.

Multienstrümantalist, vokalist, ozan şarkıcı Watson’ın neredeyse tümünü Montreal’de kendi dairesinde kaydettiği albüm, gitar, keman, perküsyon ve piyano etrafında gelişen melankolik melodileriyle 2012’de alternatif pop’un en güzel işlerinden birisi olarak kayda geçecek.

Patrick Watson’ın 2003’te ilk albümü “Just Another Ordinary Day”den bu yana izlediği çizgi hiç aşağıya inmedi. 2006’da Polaris ödülünü alan “Close to Paradise”dan sonra, 2009’da çıkan “Wooden Arms”, kanımca düzenlemelerde çıtayı daha da yukarı çekti.

"Adventures in Your Own Backyard” ise, “Wooden Arms”a göre enstrümantasyon ve sound açısından daha yalın. Grubun daha önceki çalışmalarında yoğun olarak hissedilen deneysel sesler yaratma çabası bu albümde daha az. Bu tercihin gerisindeki neden, Watson’ın “Wooden Arms”ta kullandıkları bisiklet ve mutfak aletleri gibi eşyalardan elde edilen farklı seslerin, vokalden daha fazla öne çıkmasından duyduğu hoşnutsuzluk. Bana göre o da kendi içinde çok güzel bir albüm ama anlaşılan Patrick Watson bu defa soundu sadeleştirip, falsetto vokalinin baş aktör olmasını amaçlamış. Ne yapmak istediğini anlamak için, “Lighthouse” adlı şarkıda usul usul çalan piyano tınılarına eşlik eden yumuşacık vokali dinlemek gerekiyor.

Sonuçta Watson’ın yaşadığı çevredeki ufak ayrıntıları hikayeleştiren sözleri, şarkıların melodik yapısıyla buluşunca, dinleyene dokunan, duygusal bir albüm çıkmış ortaya. Patrick Watson’ın aklının arka bahçesinde geçen yeni maceraları, şarkı yazarlığı açısından daha incelikli bir çalışma olsa da, doğrusu ben “Wooden Arms”taki deneyselliği de aradım.

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate