30 Ağustos 2009 Pazar

David Byrne Bina Çalıyor!


By on 09:31:00

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 29 Ağustos 2009

David Byrne’ü nasıl bilirsiniz? Talking Heads’in solisti, film yönetmeni, yazar, fotoğrafçı, opera ve film müzikleri bestecisi, deneysel projelerin çok yönlü yaratıcısı...

57 yaşındaki ünlü sanatçı, bugünlerde yine hayranlık uyandıran bir projeyle sanat dünyasının gündeminde. Byrne’ün son projesi, bir binayı dev bir müzik enstrümanına dönüştüren interaktif ses yerleştirmesi!

Playing the Building” adını taşıyan proje, aslında Byrne tarafından ilk kez 2005 yılında Stockholm’de, geçen yıl da New York’ta gerçekleştirilmişti. Bu defa seçilen yeni mekan, Londra’nın Camden Town bölgesinde yer alan Roundhouse.

Victoria döneminden kalma 160 yıllık bu görkemli binada, bugüne kadar Pink Floyd’dan The Ramones’a kadar çok sayıda efsane müzik grubu performans gösterdi.

David Byrne de, grubu Talking Heads’le birlikte 1976 yılında konser verdiği bu binayı hiç unutmamış. 31 yıl aradan sonra, bu kez Roundhouse’da çalmıyor ama binanın kendisini çalıyor!

TAMAMEN MEKANİK BİR SİSTEM

“Playing the Building”in başlangıcı, Byrne’ün 10 yıl önce New York’ta bir grafikerin stüdyosunda eski bir org bulmasıyla başlıyor. Bedava alıp eve götürebileceği söylenince de tutuyor bir kamyonet, taşıyor orgu kendi stüdyosuna. Yıllarca sadece Halloween’de “Phantom of the Opera”yı çalmak dışında pek de dokunmuyor bu alete...

Birkaç yıl önce aklına bir fikir geliyor ve bir binayı org aracılığıyla müzik çalan bir enstrümana çevirme işine girişiyor. Önce Stockholm’deki eski bir fabrika binasının ortasına yerleştiriyor orgu...

Sonra, aletin arka kısmından tuşlarına bağlanan plastik kablolar, binanın tavanına doğru uzatılarak kalorifer borularına ulaştırılıyor. Orgun tuşlarına basınca, hava kompresörleri aracılığıyla borulara dolan hava farklı sesler çıkarıyor.

Binanın çelik ve metal borularına, sütunlarına çarparak titreşen bobinler ve kocaman birer flüte dönüşen kalorifer boruları, bütün sistemi devasa ve karışık bir örümcek ağı görüntüsüne sokuyor.

Hiçbir elektronik aletin, amplifikatör ve hoparlörün kullanılmadığı bu düzenek tamamen mekanik. Ve en önemlisi de, sistemi harekete geçirmek için profesyonel bir müzisyene ihtiyaç yok. Ses çıkarıp müzik yapmak istiyorsanız, oturuyorsunuz orgun önündeki sandalyeye ve başlıyorsunuz tuşlara dokunmaya...

TÜKETİCİNİN ÜRETİCİYE DÖNÜŞÜMÜ

David Byrne, projenin en can alıcı kısmının bu noktada olduğunu söylüyor; çünkü dokunmazsanız hiçbir şey duymayacaksınız.

Bu durumda, para verip projeyi deneyimlemek isteyen bir insan, artık tüketici değildir; tuşlara dokunduğu andan itibaren binanın müziğini çalacak olan yaratıcıdır.

Byrne, müzik yapma eylemini herkes için eşitlediği için, bunun çok demokratik olduğunu söylüyor. 5 yaşındaki bir çocuğun da bu işte kendisi kadar iyi olabileceğini; piyano çalmayı bilmenin, burada herhangi bir yarar sağlamadığını belirtiyor.

Bu sistemle Bach çalınamıyor elbette, ama her binanın yapısına bağlı olarak farklı sesler çıkarılabiliyor.

Peki, Byrne, bu proje ile ne söylemek istiyor? Enstrümanları bir kenara bırakıp arabalarımızı ya da evlerimizi çalalım mı diyor? Hayır, ama bir ürün olarak düşünüldüğünde, müziğin yalnızca profesyoneller tarafından üretilme düşüncesinden vazgeçilebileceğini söylüyor.

Bu düşünce, elit kültür/popüler kültür tartışması çerçevesinde bazıları tarafından hoş karşılanmayabilir. Fakat bu projeyle verilmek istenen asıl mesajı göz ardı etmemek gerek.

Byrne’ün anlatmak istediği şu: Bütün dünyada popüler müziğin kontrolünü elinde tutan büyük plak şirketlerinin çöküşü, müziğin geleceği açısından hayırlıdır. Çünkü böylece kültür üreticileri ile kültür tüketicileri (izleyici, dinleyici) arasındaki kesin ayrışma azalacaktır.

David Byrne, böylesine ilginç bir proje gerçekleştirerek, sanatseverlere yine farklı bir bakış açısı sunuyor. Londra’daki gibi bir yerleştirmeyi keşke ülkemizde de görebilsek... İstanbul, çalınacak muhteşem binalarla dolu!

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate