28 Ekim 2014 Salı

VEGAN LOGIC XCI - EKİM 2014 EN İYİLER - 27.10.2014


Ekim ayının en iyi kayıtlarından bir seçkinin yer aldığı ve Dinamo FM'de canlı yayınlanan Vegan Logic'in kaydı:

1- Peter Broderick - Love Defines You
2- Cut Hands - Inlightenment
3- Kiasmos - Dragged
4- Arms and Sleepers - Hummingbird
5- Cliff Martinez - We're Out of Cocaine
6- Function & Vatican Shadow - A Year Has Passed
7- Andy Stott - Faith in Strangers
8- Caribou - Mars
9- Tarwater - Homology, Myself
10- The Twilight Sad - Pills I Swallow
11- Peygamber Vitesi - Kırık Dağın Şarkısı
12- Mark Lanegan Band - I am the Wolf
13- Lamb - Nobody Else
14- Trent Reznor & Atticus Ross - What Have We Done To Each Other?
15- Vashti Bunyan - The Boy



23 Ekim 2014 Perşembe

The Cinematic Orchestra @ CRR


23.10.2014


Nu-jazz'ın önde gelen topluluklarından The Cinematic Orchestra (TCO), dün akşam CRR Konser Salonu'nun konuklarındandı. Grubu daha önce birçok kez canlı dinlememe ve dünkü konserin Akbank Caz Festivali açılışı ile çakışmasına karşın, tercihimi TCO'dan yana kullandım. Çünkü elekronika ile cazı buluşturan müziklerini, doğaçlama kayıtları örneklenmiş seslerle bütünleştiren soundlarını yıllardır beğeni ile takip ediyorum. 2015'te yayınlayacakları yeni albüm öncesinde grubu dinlemenin yeni şarkılara dair bir ipucu vereceğini tahmin ediyordum; tahminimde yanılmadım, TCO konserde yeni şarkılarından çaldı ve açıkçası şimdiden gelecek yıl heyecanla beklediğim kayıtlar arasına girdi. Şunu söyleyebilirim ki, TCO'nun müziğinde var olan caz-elektronika dengesi, ikincinin lehine dönmüş; öyle ki, yanılmıyorsam adı "Eye for an I" olan şarkı, Radiohead'in "Kid A" ve "Amnesiac" sounduna çok yakındı. Hatta Thom Yorke'u sahnede kendine özgü danslarıyla hayal bile etmeme neden oldu. Bu kadarını söylersem birçok kişi için daha çok heyecan yaratacağından eminim.

Konserin açılışını da "Lessons" adlı yeni bir şarkıyla yaptı grup. Son derece organik bir şekilde farklı altyapıların kaynaştığı, adeta birbirinin altından, üstünden geçip sonunda aynı ana yola çıkan çevre yolları gibiydi müziğin evrilişi. TCO'nun müziğinde bence en etkileyici olan özellik de bu; elektronika ile cazı buluşturan ilk ve tek grup onlar değil elbette; ama belki başkalarından daha ustalıklı yaptıklarını söylemek abartılı olmaz. Aynı ustalığı Portico Quartet'te de bulduğumu söyleyebilirim. İçinde çok farklı elementleri barındıran ama yaptığı özgün karışımla bambaşka bir sound yaratabilen gruplar da yeni değil; zaten müziğin esin kaynaklarına bakarsak her müzik birçok kaynağın ortaya çıkardığı karma bir yapı söz konusu. Fakat ben burada, müzik yapma tekniklerine dair farklı teknikleri kullanıp temel bir sound yaratmaktan söz ediyorum. Kontrabas, davul, saksofon ve piyanodan oluşan klasik bir caz grubundan değil, işin içine laptop, elektrik davul gibi elektronik enstrümanları da katan grupları kastediyorum. Sonuçta ortaya çıkan müzik müthiş akışkan bir karakter taşıyor. Bunu her zaman çok çarpıcı buluyorum.



TCO, vokalde gruba eşlik eden Heidi Vogel ile birlikte sekiz müzisyenden oluşan bir ekiple, dün akşam sahnede sadece göz doldurmakla kalmadı, aynı zamanda ayakları yere çok sağlam basan bir sound elde etti. Grubun kurucusu Jason Swinscoe, laptop ve elektronik aletlerin başında bir orkestra şefi gibiydi adeta; uzaktan işaretlerle arkadaşlarını yönlendirdi konser boyunca. TCO konserlerini benim için cazip hale getiren nedenlerden biri olan davulcu Luke Flowers, her zamanki gibi hünerini sergiledi, attığı muhteşem soloların yanı sıra, enstrümanına son derece hakim oluşunu çaldığı her an hissettirdi. Kanımca büyük bir yetenek, İngiltere'nin en iyi davulcuları arasında.



Larry Brown ise, gitarı ve sesiyle konserin yıldızlarındandı. Grubun 2007 tarihli albümü "Ma Fleur"ün açılış şarkısı "To Build a Home"u söylerken, albümdeki Patrick Watson yorumundan geri kalmadı. Piyano yerine gitar eşliğinde dinlediğimiz şarkı, konserin en güzel anlarındandı. Heidi Vogel'in vokal aralığı oldukça geniş güçlü sesiyle söylediği şarkılar sırasında grubun rotası soul-jazz'a doğru yöneldi. Albümde Fontella Bass'ın yorumladığı "All That You Give", "Familiar Ground" ve "Breathe", Lou Rhodes'lu "Music Box" ve Eska'nın seslendirdiği "Child Song"u orijinal kayıtları aratmayacak yetkinlikle yorumladı Vogel.

Ancak benim açımdan sıradışı bir şey daha vardı konserde. Önceden bildiğim şarkılardan daha çok yeniler heyecanlandırdı. Onun nedeni de sanıyorum başlangıçta söz ettiğim sound. Ağırlığı "Ma Fleur"e vermek üzere, ilk iki albümünü de anmadan geçmedi TCO. 1999 tarihli "Motion"dan "Ode to the Sea" ve "2002 albümü "Every Day"den "All That You Give" bis sırasında çalındı.

20.00'da başlayan konser aralıksız devam ederek 22.30'da sona erdi. 2.5 saatlik enfes bir performanstı. CRR'de bazı konserleri oturarak tam bir sessizlik içinde dinlemek, bir tür terapi gibi oluyor. Dün akşam da bunun yeni bir örneği yaşandı. Umarım 2015'te yeni albümleri çıkınca tekrar TCO'yu canlı dinleme olanağı buluruz.

Lessons - Burn Out- Child Song - As the Stars Fall - Familiar Ground - Music Box - Eye for an I - Eternal Sunshine - Flite - The Kings Musicians - Breathe - To Believe - Man with the Movie Camera // To Build a Home - Ode to the Big Sea - All That You Give

Jason Swinscoe (laptop), Luke Flowers (davul), Sam Vicary (bas), Alexander Podraza (klavyeler), Tom Chant (saksofon), Heidi Vogel (vokal), Larry Brown (gitar, vokal), Manu deLago (elektrik davul, perküsyon)

(Fotoğraflar ve videolar bana aittir.)

21 Ekim 2014 Salı

VEGAN LOGIC XC - WILLIAM BURROUGHS VE CUT-UP TEKNİĞİNİN MÜZİKTEKİ YANSIMASI


21.10.2014

20.10.2014 tarihinde Dinamo FM'de canlı yayınlanan programın kaydı.

1- Laurie Anderson - Language is a Virus
2- Radiohead - Idioteque
3- Radiohead - The National Anthem
4- Brian Eno - Dead Finks Don't Talk
5- David Bowie - Sweet Thing
6- David Bowie - Warzsawa
7- The Beatles - A Day in Life
8- Nirvana - Dumb
9- Throbbing Gristle - A Debris of Murder
10- Cabaret Voltaire - Yashar
11- William Burroghs talks about the cut-up technique
12- William Burroughs - Ich Bin Von Kopf Bis Fuss Auf Liebe Eingestellt (Falling in love again)




16 Ekim 2014 Perşembe

Unutulmaz Bir Konser İçin Dünyadan 5 mekan Önerisi


16.10.2014

Zaman zaman medyada “Dünyanın En Güzel Konser Mekanları” başlıklı listelere rastlarız. Bu listelerin bazısı, “en güzel” derken, binanın insanı hayran bırakan mimarisini, bazısı da son teknolojilerle giderek kusursuzlaşan akustiğini ölçüt alır. Her iki anlamda da dudak uçuklatan müthiş konser salonları var elbette ve çoğu da genellikle klasik müzik konserlerinin verildiği büyük salonlar. Bunlar, Viyana Devlet Operası, Vienna Musikverein, Sidney Opera Binası ya da Los Angeles’taki Walt Disney Konser Salonu gibi zaten internette ufak bir araştırmayla bulabileceğiniz mekanlar. O nedenle ben bu yazıda, kendi deneyimlerime dayanarak unutulmaz bir konser deneyimi yaşayabileceğiniz alternatif salonları listeledim. Bu sekiz canlı konser mekanının arasında bir tek Harpa daha büyük ve kapsamlı bir salon olarak farklı; diğerleri ise, müzisyenler ile izleyici arasında çok sıcak bir etkileşimi olanaklı kılan ufak mekanlar. Yolunuz aşağıda söz ettiğim kentlere düşerse, bu mekanlarda konser izlemeye çalışmanızı öneririm.

HARPA (Reykjavik, İzlanda)

2011 yılında açılan Harpa, içinde farklı büyüklüklerde dört ayrı salonun bulunduğu, girişteki kafeteryası, müzik dükkanı, toplantı odaları ve en üst katındaki barı ile büyük bir yapı. İzlanda Senfoni Orkestrası ve İzlanda Operası da aynı binada yer alıyor. İzlanda’da yaygın olan volkanik bazalt sütunlarından esinlenen yapı, çelik bir iskelet üzerine değişik renklerde geometrik kesimli cam panellerle inşa edilmiş. Ortaya çıkan bina dışardan o kadar çarpıcı ki, 2013’te Avrupa Birliği Çağdaş Mimari ödülünü kazandı. Özellikle akşamları Atlantik Okyanusu’na düşen yansımasına, camların aldığı renklere bakmaya doyamıyor insan. İçine girdiğinizde ise, bir konser salonundan bekleyebileceğiniz bütün konfora sahip. Kırmızı rengin hakim olduğu salonda müthiş bir ses sistemi var. Sahneye odaklanıp sadece müzikle ilgilenmenizi sağlayacak bir oturma düzeni tasarlanmış. Ben, Harpa’nın açıldığı yıl, Björk’ü orada dinleme fırsatı buldum. O konserin verdiği keyfi, aynı büyüklükte başka bir salonda alamadım bugüne kadar. İnsan konser sonrasında tepedeki barda bir içki içip okyanusa bakarken, bir süre için dünyanın geri kalanını unutuyor.

MIRROR CHAPEL (Prag, Çek Cumhuriyeti)

Mirror Chapel, 1232’de yapılan, Prag’ın eski şehir merkezindeki en büyük tarihi kompleks Klementinum’un  içinde yer alıyor. Üniversiteleri, Astronomi Kulesi’ni ve muhteşem Barok Kütüphanesi’ni de kapsayan Klementinum’da zaman içinde gelişmeler yaşandı ve 1724’te Mirror Chapel de bu komplekse katıldı. 170 kişilik oturma kapasitesine sahip olan şapelde 18. yüzyıldan kalma iki ender org bulunuyor. Bir zamanlar Mozart’ın da konser verdiği o buram buram tarih kokan salonda oturup müzik dinlemek, olağanüstü bir deneyim. Kış döneminde her gün saat 17:00’da, nisan ayından ekim sonuna kadar ise her gün 18:00’da ünlü bestecilerin eserlerini Çek Devlet Operası’nın yanı sıra, önde gelen Çek orkestraları ve müzisyenlerden dinlemek olanaklı.

THE DEAF INSTITUTE (Manchester, İngiltere)

Manchester, dünya müzik tarihine bahşettiği gruplar ve akımlarla ayrı bir yere sahip. The Smiths, The Fall, Joy Division, New Order, Happy Mondays, The Stone Roses, The Chemical Brothers, James vb. birçok efsanevi grubun, Madchester sahnesinin doğduğu kent orası. Bunun sonucu olarak da kentte çok canlı bir müzik ortamı, irili ufaklı konser mekanları var. Bunların içinde özellikle The Deaf Institute’a dikkat çekmek istiyorum. Bina, Viktoria dönemi mimarisi, kubbeli tavanı, ahşap yer döşemeleri ve barının üstünde yer alan eskiden kalma hoparlörleriyle daha içeri adım atar atmaz farklı bir his yaratıyor. Gündüzleri kafe-bar olarak hizmet verilen mekan, geceleri her katta farklı bir etkinliğin olduğu peformans salonuna dönüşüyor. Birkaç yıl önce, en üst katında yapılan Timber Timbre konserine gitmiştim. Ön grup yerine büyük ekranda çizgi film izlemiş, bir yandan da içeceklerimizi içmiştik. Bir evin pek de büyük olmayan salonu kadar bir alanda, sadece 100-150 kişilik bir dinleyici topluluğu içinde, oldukça karanlık bir ortamda ve çok iyi bir ses sistemi aracılığıyla Tiber Timbre’yı dinlemek, çok yoğun bir etki bırakmıştı üzerimde. Manchester’a giderseniz, TheDeaf Institute’ün takvimini kontrol edin; mekanda genellikle elektronik/indie rock/ folk’u kapsayan türlerde alternatif isimler konser veriyor.

MURYOKU MUZENJİ (Tokyo, Japonya)

Yaklaşık 33 milyon insanın yaşadığı dev bir metropolde doğal olarak çok farklı müzik zevklerine hitap eden konser salonları var. Kimisi ana akım müziği, kimisi yeraltı kültürünü yaşatan bu mekanlar arasında seçim yapmak da çok zor. Ama eğer daha önce gittiğiniz bütün canlı müzik mekanlarından farklı, garip bir yere adım atmak istiyorsanız, Tokyo’nun Koenji bölgesinde yer alan Muryoku Muzenji adlı barı öneririm. Sahibinin kedi sevgisi nedeniyle duvarlara kedi resimleri, Hello Kitty posterleri, bayraklar, geleneksel Japon süslemeleri, elle yapılan çizimler, desenler asılmış, her yerden bir şey sarkıyor. Japonya’nın yeraltı kültüründe tanınan grupları canlı dinlemek için de iyi bir alternatif sunuyor burası. Dünya üzerinde eşi benzeri olmayan bir barda, başka hiçbir yerde dinleyemeyeceğiniz, gerçek anlamıyla sıradışı müzikleri duymayı hedefliyorsanız listenize alın derim.

SMOKE JAZZ & SUPPER CLUB (New York, ABD)

New York’un Harlem bölgesindeki bu ufacık barda, haftanın yedi günü canlı konser veriliyor. 1976-1998 arasında Augie’s adıyla hizmet veren bar, 1999’da yenilenerek Smoke adını almış. Kadife perdeler, mumla aydınlatılan masalar, antika avizelerle çok sıcak bir dekorasyon yapılmış. İsterseniz barda oturup içkinizi içerken hafif atıştırmalıklar yiyor ya da önceden rezervasyon yaptığınız masada oturup yemek yiyorsunuz. Bunları yapmak çoğu caz barda mümkün zaten ama Smoke’da müthiş bir akustik var. Şehirdeki diğer ünlü caz barların da hepsinde müzik dinledim ama Smoke’daki akustik kalitesi belirgin şekilde öne çıkıyor. Dünyanın en iyi caz müzisyenlerini bu mekanda dinlemek olanaklı. New York’a yolu düşen özellikle ana akım caz dinleyicileri için uğranması gereken bir mekan. Ayrıca kendinizi bir anda 1950’ler Amerikası’nda hissetmek istiyorsanız da mutaka öneririm.

Bu makalenin aslı, 25 Ağustos'ta redbull.com.tr'de yayınlandı.

Translate