21 Haziran 2009 Pazar

Geçmişin Bilgeliği Çağdaşla Buluşunca...


By on 12:09:00

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 20 Haziran 2009

Hafta başında Açıkhava Tiyatrosu’nda Kodo’yu izledik. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın organize ettiği etkinlik, topluluğun ülkemizi ikinci ziyaretiydi. Sergiledikleri performans, insanoğlunun yeteneklerinin sınırını nasıl zorlayabileceğinin kanıtı...

Başarılarının sırrı, Taiko adlı geleneksel Japon davullarını kullanarak, Japon gösteri sanatlarına farklı yorumlar getirmeleri. Bunu yapabilmek için, kendilerine ayrı bir yaşam tarzı seçmişler. Turnelerden arta kalan zamanlarını, Japon Denizi’ndeki Sado Adası’nda bulunan merkezlerinde geçiriyorlar.

Kodo’yu 11 yıl sonra yeniden izlemek, olağanüstü bir deneyimdi. Japonca'da "kalp atışı" anlamına gelen Kodo sözcüğünün hakkını verdiler ve yine herkesin kalp atışını hızlandırdılar... Topluluğun Sanat Yönetmeni Jun Akimoto ile Açıkhava Tiyatrosu’nda gösteriden önce buluşup konuşma fırsatı bulduk.

Yeni performasınızın adı “Ekkyo: Trans-border”. Bu gösterinin mesajı ne?
Ekkyo, sınır ötesi anlamına geliyor. Amacımız, sınır ötesindeki dostlarımıza ulaşmak. Ama bir bütün olmalıyız demek istemiyoruz. Farklı kültür ve dilden insanları tanıyıp onlara kendi kültürümüzü yansıtmayı istiyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana yapmaya çalıştığımız bu. Turlarımızın adı da bu nedenle “One Earth” (Tek Dünya).

Grupta hem kadın hem de erkek sanatçılar yer alıyor. Kadınlar ve erkekler davul çalma ve yaratıcılık açısından nasıl farklılaşıyor?
Elbette farklı fiziksel yapıları var. Biyolojik olarak güç ve dayanıklılıkları farklı. Fakat yine de kişiden kişiye göre değişen bir durum bu. Kodo’da toplam 25 performansçı var, ama bu gösteride 10’u erkek olmak üzere 14 üyemiz yer alıyor. Kadın üyelerimiz daha duyarlı, fakat 400 kg’lık en büyük davulu çalmak için fiziksel yapıları elverişli değil. Yine de bazen kimi kadın performansçılar diğerlerine göre daha güçlü olabiliyor.

TAIKO, YALNIZCA PERKÜSYON ÇALMAK DEĞİL

Taiko’nun dayandığı felsefe nedir?
Taiko, yalnızca perküsyon çalmakla ilgili değil; Japon kültüründe Budizm ve Şintoizm ile bağlantılı olarak gelişmiştir. Taiko, orijinal olarak Çin’de Budizm ile doğdu. Bu enstrümanın performans sanatlarında kullanılışı, ancak 2. Dünya Savaşı’ndan sonra oldu. Gerçekte bu enstrüman, insanı doğayla ve sanatla buluşturan bir araçtı. Kullandığımız davulların her biri tek bir ağaç parçasından yapılıyor. Bizde hep anlatılan bir hikaye vardır; davula ne kadar güçlü vurursanız, içindeki tanrılar o kadar memnun olur derler.

Geleneksel Japon performans sanatına yeni yorumlar getirip, eski sesleri modernle birleştiriyorunuz. Bu durumda ortaya çıkanı “fusion” olarak görmek olanaklı mı?
Biz onu “fusion” olarak adlandırmıyoruz. Bu daha çok bir buluşma. Çünkü orijinal olanı değiştirmek istemiyoruz; onun üzerine yeni düzenleme yapıyoruz. Ve bunu yaptığımız zaman da, yerel halktan izin alıyoruz. Yapılan radikal bir değişiklik değildir. Çağdaş olanı yakalamak istiyoruz ama kökleri de koruyoruz.

1971’de kurulan Kodo topluluğu, Japonya’da geleneksele dönüşü savunan bir hareketin parçasıydı. Burada bir karşıtlık var mı sizce?
Belli bir denge kurmak zor olabilir ama bizim içimizde bir karşıtlık yok... Yapmak istediğimiz, geleneksel hayata dönmek değil. O dönemin kültüründen çok şey öğrendik ve onları günümüze taşıdık. Bugün artık modern hayata direnerek yaşayamayız. Yapmamız gereken, geçmişten gelen bilgeliği çağdaş yaşama aktarmak...

“ÖNCE CHOPSTICK YAPMAYI ÖĞRENİRİZ.”

Sado Adası çok güzel ve huzurlu bir yere benziyor. Ama adanın geçmişte entelektüellerin sürgüne yollandığı bir yer olduğunu biliyoruz. Bugün adadaki kültürel atmosfer nasıl?
Ada günümüzde oldukça huzurlu gerçekten. Toplam 60 bin kadar insan yaşıyor orada. Ana geçim kaynakları turizm, balıkçılık ve tarım. Fakat dediğiniz gibi, 400 yıl önce büyük trajedilere sahne olmuş, birçok ünlü kişi, hatta imparator oraya sürgüne gönderilmiş. Ama bu insanlar, entelektüel ve politik açıdan çok bilgiliydi. Bu da, canlı bir kültürel ortamın doğmasına neden oldu. Ayrıca o dönemden sonra, adada altın madeni bulundu. Bugün Japonya’da üretilen altınların yüzde 90’ı bu adadan çıkıyor. Aslında oldukça ironik... Trajik olayların yaşandığı bir yerken, şimdi refah içinde...

Performansçıların yüzünde kimi zaman konsantrasyondan kaynaklanan inanılmaz bir ifade oluyor. Bir keresinde The Village Voice dergisi bunu “Perküsyoncu Kamikazeler” diyerek tanımlamıştı. Ne diyorsunuz buna?
Performans sırasında kendilerini tamamen yaptıkları işe adıyorlar. Bu nedenle, o büyük davulları çalanların yüzünde insan ötesi bir ifade vardır. Ama bunun yanı sıra, sahnede çok zarif bir şekilde dans eden sanatçılar da var. Bu incelikli yön ile doğa ötesi radikalizm arasında bir denge kurmaya çalışıyoruz. The Village Voice, o yorumu epey bir süre önce yapmıştı. İnsanların gösterilerden edindiği duygu, döneme göre değişiyor. Örneğin 10 yıl önce daha maskülen bir görüntüdeydik. Şimdi bu oran ancak yüzde 50...

Topluluğa katılmak isteyen stajyerler nasıl bir eğitim alıyor?
İki yıllık bir eğitimden geçiyorlar. Bu iki yıl süresince üç aşamalı sınav var. Onları da geçerlerse, sürekli üye olmadan önce bir yıl daha eğitim alıyorlar.

Japonya dışında bir ülkenin vatandaşı da başvurabilir mi?
Evet, 18 yaşını doldurmuş herkes başvurabilir. Yurtdışından başvuranlar oluyor ama bugüne kadar hiçbiri sürekli olarak kalamadı. Nedenini tam bilmiyorum...

Belki daha kolay bir yaşam tarzına alışmış oldukları içindir...
Ama bugünkü Japon gençliği de kolaya alışkın. Her istediklerini tek bir düğmeye basarak yapar hale geldiler... Oysa stajyerlerin eğitim gördüğü merkez, Sado Adası’nın merkezinden bile uzakta, bir dağın ortasında, terk edilmiş bir okul binasının içinde. 20 stajyer, iki yıl boyunca, oradan ayrılmadan birlikte yaşamak zorunda. Büyük bir soyutlanma... Batı ülkelerinden gelenler, iki yıl devam etmekte ve Japonca öğrenip kültüre adapte olmakta zorlanıyor.

Eğer ben bugün stajyerliğimin ilk gününde olsaydım, bana ilk tavsiyeniz ne olurdu?
Bu işe bağlılık göstermenizi öğütlerdim. Bir stajyer ilk günlerde çalışmak, ortalığı temizlemek, yemek pişirmek, tarlayı ekip biçmek zorunda. Üstelik, davul çalmadan önce ağaçtan kendisine chopstick yapmayı öğrenmesi gerek. İnsanın kendisine odaklanamayağı kadar meşgul olacağı bir dönem...

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate