30 Mart 2008 Pazar

Goldfrapp'la Pastoral Dinginlik


By on 22:18:00



© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/29 Mart 2008


Sakin, atmosferik, büyüleyici ve huzur verici…

Goldfrapp’ın yeni albümü “Seventh Tree”yi anlatmak için ilk aklıma gelen sıfatlar bunlar. İngiliz elektro-pop ikilisini, 2003 albümü “Black Cherry” ya da 2005 tarihli “Supernature” ile tanımış olanlar için inanması zor bir tanımlama bu. Ama bir yanlışlık yok; aynı gruptan söz ediyorum, Alison Goldfrapp ile Will Gregory’den oluşan Goldfrapp’tan.

Önceki iki albümünde de elektronik dans, synthpop ve glam rock karışımı müziğiyle dans kulüplerinin vazgeçilmezleri arasında yerini alan ikili, bu defa ambient, 60 ve 70’lerin Amerikan folk müziği ve sıcacık baladlarla haşır neşir olmuş. Beş yıldır erotizmin doruklarında gezinen müzikleri, şimdi akustik enstrümanlar eşliğinde romantizm rüzgarını estiriyor.

Ama bu farklılık, dönüşümden çok aslına dönüş olarak da görülebilir. Grubun 2000 yılında yayımladığı ilk çalışması “Felt Mountain”ı hatırlayanlar için “Seventh Tree” hiç de garip değil. Ticari başarıya ulaşmamış olsa da, bana göre Goldfrapp’ın en iyi albümüdür Felt Mountain. Trip-hop ile ambient tınılarını birleştirip yarattıkları o teatral müzik, aradan yıllar geçse de, hala tekrar tekrar dinlettiriyor kendisini. “Black Cherry” ve “Supernature” ise, grubu Amerika’da meşhur edip ticari başarı getiren albümler olarak kariyerlerinde ayrı bir yere sahip. Fakat öyle anlaşılıyor ki, Goldfrapp glam rock ve diskonun göz alıcı ışıklarından biraz sıkılıp değişiklik aramış.

MÜZİĞİ DRAMATİZE ETMEK

Alison ve Will ikilisinin, tek bir müzik türüne takılmayıp içlerinden ne geliyorsa ona yönelmesi, takdir edilecek bir özellik. Bu defa, “psychedelic” sözcüğünün anlamı üzerinde kafa yorup, Nick Drake ve ilk dönem Pink Floyd şarkıları dinlerken buldukları ilhamın peşine takılmışlar. Alison Goldfrapp vokali ile, pastoral bir ortamda gezinen bir melek gibi bazen Kate Bush’u bazen de PJ Harvey’i anımsatıyor.

Alison’ı daha önceki yıllarda sahnede izleyenler için hayal edilmesi biraz güç bir sahne bu. New York’ta verdikleri bir konserde sahneye, lateks bir hostes kıyafeti içinde, ayağında yüksek topuklu parlak çizmeler ve elinde kamçısıyla fetişist bir animatör kılığında çıkmıştı. Synthesiser’ı tam iki bacağının birleştiği noktanın üzerine yerleştirip çaldığında, salonda büyük bir heyecan yarattığını hatırlıyorum.

Fakat konserden sonraki gün röportaj için buluştuğumuzda, asıl şoku ben yaşamıştım. Kot pantolonu ve basit bir tişört içinde, makyajsız bir halde öyle sıradan görünüyordu ki... Sahnedeki o göz alıcı halini, “Ben sahnede bir karakter yaratmıyorum, müziği dramatize ediyorum,” diye açıklıyor Alison. Doğrusu bunda çok başarılı.

ELEKTRO-POP VE AKUSTİK GİTARLAR BİR ARADA

“Seventh Tree”nin en dikkat çekici yanlarından birisi, elektro-pop ile akustik gitarları bir araya getirmesi.
Albümün açılış şarkısı “Clowns”, yavaş ritmi ve sanki mırıldanırcasına söylenen sözleriyle, insana kendisini bir rüyadaymış gibi hissettiriyor ve bu his, albüm boyunca devam ediyor.

Psychedelic tınılarıyla dikkat çeken “Little Bird” ile, yalnızca müzik dinleyerek başka boyuta geçebilirsiniz. Ayda, deniz kenarında dans edenlerin, mavinin ve altın sarısının hakim olduğu topraklarda özgürlüğü buluşu gerçekten fantastik!
Elektro-folk türündeki “Happiness” ise, mutluluk vaad eden yardım merkezleriyle inceden inceye dalga geçiyor. Melankolizmin açıkça devreye girdiği şarkı “Eat Yourself”, “Beni sevmediğini bilirken seni nasıl sevebilirim?” diye soruyor. Ama o melankolizm orada kalmayıp, ilk single olarak yayımlanan “A & E” de daha hüzünlü bir boyuta varıyor. Müzik diğer şarkılara göre daha hareketli olsa da, tema bir intihar girişimi.

Fakat bunları okuduktan sonra, albümün çok karanlık olduğunu düşünmeyin. “Cologne Cerrone Houdini” ile rahatlarken, “Caravan Girl” ile bahar neşesini içinizde hissedip dans bile edebilirsiniz!

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate