4 Ağustos 2007 Cumartesi

The Good, The Bad & The Queen İstanbul’da!


By on 23:38:00

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/4 Ağustos 2007



Bir festival hayal edin; hiç aynı sahnede görmediğiniz efsanevi isimleri bir araya getirsin. Örneğin, Britpop’un en ünlü temsilcilerinden Blur, 1990’ların alternatif rock gruplarından The Verve, punk rock grubu The Clash buluşsun. “Hadi canım, olmaz öyle şey!” dediğinizi biliyorum. Çünkü Joe Strummer öldü ve artık The Clash yok. Ama Blur’un vokalisti Damon Albarn, The Clash’ın bas gitaristi ve vokalisti Paul Simonon, The Verve ile Blur’un gitaristi Simon Tong bir araya gelir ve yanlarına Afrobeat akımının Nijeryalı temsilcisi Fela Kuti’nin Afrika 70 adlı grubunun davulcusu Tony Allen’ı da alırlarsa, buna ne dersiniz? Bu müthiş buluşma, 2006 yılında gerçekleşti ve ilk meyvesini bu yıl “The Good, The Bad and the Queen” adını taşıyan bir albümle verdi. İşte bu rüya gibi ekip, 11 Ağustos’ta Parkorman’da bir konser vermek için İstanbul’a geliyor!

Bu proje ilk duyulmaya başladığında Damon Albarn’ın Blur dışında yeni bir solo çalışmaya giriştiğini düşünürken, birden karşımızda bu muhteşem ekibi bulduk. Henüz belli bir adları da olmadığından albüm ismiyle anılıyorlar. Kurulduktan bu kadar kısa bir süre sonra ülkemize gelmeleri ise gerçekten bir şans.

BAŞARILI PROJELERİN ADAMI DAMON ALBARN

Damon Albarn henüz 39 yaşında, ama kariyeri genç yaşından umulanın çok ötesinde başarılarla dolu. Blur albümleriyle İngiltere’nin en iyi vokallerinden birisi olarak ün kazandı ama o noktada durmadı. Dünya müziğine karşı her zaman büyük ilgi gösterdi. 2002 yılında Afrikalı müzisyenlerle Mali Music projesini başlattı ve aynı adı taşıyan bir albüm yayınladı. Bu albümü, uluslararası alanda çalışmalarını yürüten İngiliz insan hakları ve yardım kuruluşu Oxfam’ı desteklemek amacıyla ziyaret ettiği Mali’de kaydetti. Aynı dönemde Tony Allen’la kayıtlar yapmak üzere Nijerya’ya gitti.

Albarn’ın müzikten duyduğu heyecan ve yaratıcılığı öylesine yüksek düzeyde ki, sonunda karton karakterlerden kurulu hip-hop grubu Gorillaz’ı kurmaya kadar gitti. Bu proje de çok başarılı oldu; çıkardıkları albümler tüm dünyada milyonlarca sattı. 2006 yılında beş dalda Grammy ödülüne aday gösterilip, En İyi Pop Vokal İşbirliği kategorisinde bu ödülü kazandı.

Fakat kendine özgü yumuşak vokali, savaşa ve ırk ayrımcılığına karşı muhalefetiyle herkesi etkilemeyi sürdüren Albarn’ın yenilik arayışı sona ermedi. Bu defa Gorillaz albümlerinin de prodüktörü olan Danger Mouse ile başlattığı proje, kısa bir süre sonra İstanbul’da da dinleme olanağı bulacağımız ekibi oluşturdu. Dört müthiş adam stüdyoya kapandı ve sonunda Londra’daki modern yaşam hakkında bir konsept albüm ortaya çıktı. Müzik çevrelerinde çok olumlu eleştiriler alan The Good, The Bad & The Queen, İngiltere’nin önde gelen müzik dergilerinden Mojo tarafından her yıl düzenlenen Mojo ödüllerinde Yılın En iyi Albümü Ödülü’ne layık görüldü.

BU KONSER NEDEN KAÇMAZ?

Albarn gibi grubun diğer üyelerinin her birisi de, çalışmalarıyla dünya çapında ün kazanan usta müzisyenler. Aynı zamanda besteci ve şarkı sözü yazarı olan Tony Allen, bugün birçok otorite tarafından dünyanın en iyi davulcularından birisi olarak değerlendiriliyor. Blur’un “Music Is My Radar” adlı çok bilinen bir şarkısı vardır; “Tony Allen got me dancing” diye tekrarlarla biter. Gerçektir bu; Tony Allen çalarsa ritim tutup dans etmemek pek mümkün değildir.

The Good, The Bad and the Queen ekibinin en genci 1972 doğumlu Simon Tong. Onu ilk olarak The Verve grubunda keyboard ve gitar çalarken tanıdık. Daha sonra Graham Coxon’un Blur’dan ayrılmasıyla bu grupta gitarist olarak izledik. Sonra da Gorillaz’ın “Demon Days” albümünde karşımıza çıktı. Öyle görünüyor ki, bundan sonra Damon Albarn ne yaparsa o da işin içinde olacak.

Ve Paul Simonon! Onu çok iyi tanıyoruz. The Clash’ın “London Calling” adlı albümünün kapağında bas gitarını yere çarpan yakışıklı genç adamı hatırladınız mı? İşte o Paul Simonon. Rock tarihinin unutulmaz imajlarından birisinde yer alarak ölümsüzleşti. Aynı zamanda en güzel The Clash şarkılarından birisi olan “The Guns of Brixton”ı yazan müzisyen de o. Kendisini sahnede canlı izlemek heyecan verici olacak.

11 Ağustos’ta Parkorman’a gitmek için herkesin farklı nedenleri olabilir. Kimisi PETA’nın yaşayan en seksi vejetaryan ünlüler listesinde yer alan Damon Albarn’ın güzel yüzünü görmek ve o çocuksu, masum sesini duymak istiyor. Kimisi özellikle Tony Allen’ın performansını görmek istiyor. Kimisi albümü beğendiği için gitmek istiyor. Ben hepsine hak veriyorum, ama duyduğuma göre konserlerde bis olarak The Guns of Brixton’ı çalıyorlarmış! Hiç kaçar mı bu konser?

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate