Metronomy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metronomy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2012 Cumartesi

Adına Yakışır Bir Gece


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 30 Haziran 2012

Küçükçiftlik Park, hafta başından beri organizasyonunu Pozitif’in yaptığı “Pozitif Günler” adı altındaki konser serisine sahne oldu. Pazartesi Walk off the Earth ve Nouvelle Vague, salı Jessie J ve çarşamba Zaz konserlerinden sonra, perşembe akşamı Metronomy ile Two Door Cinema Club (TDCC) İstanbul’daydı.

Yaş grubu ve müzik zevki açısından hedef kitleleri iyi belirlenen konserlerdi bunlar. Örneğin mekan salı, çarşamba günleri ortaokul ve liselilerle dolarken, perşembe günü trendleri yakından izleyen 20-30 yaş arası dinleyici oradaydı. O gece bunu anlatmak için herkesin kullandığı bir ifade vardı: “Hipster gençliği burada!” Kökeni 1940’lara kadar dayansa da 2000’lerde tekrar gündeme gelen bu kavram, ana akımın dışında kalan bağımsız sanata ilgi duyan, kendine özgü alternatif giyim tarzıyla dikkat çeken, kentli orta-üst sınıf gençliğin oluşturduğu alt kültürü anlatmak için kullanılıyor.

Metronomy ve Two Door Cinema Club, bu grubu bir konserde toplamak için en iyi isimlerdendi. Her ikisi de İstanbul’a ilk kez geldiği için, ilgi beklenen düzeydeydi. Hatta geçen yıl aynı mekanda yapılan ve aynı grubu hedefleyen çok daha büyük bir ismin, Interpol’ün konserine oranla daha kalabalık bir gece olduğunu söylemek mümkün. Bunu özellikle belirtiyorum. Çünkü bu konserlere gösterilen ilgi, alternatif grupları gelecekte ülkemizde daha sık görebilmek bakımından önemli.

Ben her iki grubu da daha önce canlı dinlediğim için sahne performanslarının ne kadar iyi olduğunu bilerek gittim konsere. İngiliz electro-synth grubu Metronomy, 1.5 saatlik konserinde, hem Glastonbury’de hem de New York’ta görüp etkilendiğim enerjisini aynen İstanbul’a da taşıdı. Dört kişilik ekip, gitar, bas, klavye ve davuldan oluşan enstrümanlarını öylesine ustalıkla ve uyumla kullanıyor ki, müziklerinin dinamizmi dinleyiciye de geçiyor. “The Look” adlı şarkılarına mekandaki hemen herkesin eşlik edişi de bunun bir göstergesiydi. Konseri sahnenin yan tarafında kalan bir noktadan izlemek durumundan kaldığımdan, kadın davulcu Anna Prior’ı fiziksel olarak göremedim ama işinin hakkını verdiğine kulaklarım bir kez daha tanık oldu.

Metronomy sahnedeyken başlayan dans partisi, İrlandalı alternatif rock grubu Two Door Cinema Club’ın kıpır kıpır müziğiyle devam etti. Bana göre gecenin kapanışını coşkuyu doruk noktasına çıkarmak açısından Metronomy yapmalıydı. Nedenini bilmiyorum ama tersi oldu.

Ancak TDCC, beklediğimden daha iyi bir performans sergiledi. Hem bilinen şarkılarını hem de eylül ayında çıkacak yeni albümden şarkıları dinledik. “What You Know”a dev bir koro şeklinde dinleyiciler katılsa da, bu grupla ilgili sorun, baştan sona konser boyunca aynı şarkıyı dinliyormuş hissini uyandırması. Evet, herkes çok eğlendi, onlar da güzel çaldılar; ama sanki hep aynı ritimle aynı şarkıyı çaldılar. Yeni albüm için değişiklik yapıp kendilerini yenilerler mi diye umutla bekledim ama gördüm ki durum aynı.

Sonuçta güzel bir geceydi. Konser saatinde başladı, ses sistemi tatmin ediciydi. Ben diğer meslektaşlarım ve kimi bloggerlar gibi sahne önüne alınmasam da, dinleyiciler bakımından adına yakışır, pozitif bir konserdi.

-

31 Mart 2012 Cumartesi

Irving Plaza'da Berbat Bir Konser Deneyimi


Dün akşam New York Irving Plaza'da Metronomy konserine gittim ama "gitmez olaydım" dedim. Bunun Metronomy ile hiçbir ilgisi yoktu elbette. Çünkü görenler bilir; sahne performansları oldukça iyi bir grup. Geçen yıl Glastonbury'de de canlı izlemiş ve beğenmiştim; kapalı salonda daha iyi olacaklarına inanıyordum. Nitekim öyle de oldu; Metronomy, dinleyici kitlesini tamamen avucunun içine alıp, büyük bir coşku yarattı salonda.

Ancak Irving Plaza'nın yönetiminden kaynaklanan ciddi sorunlar vardı. Uzun süredir orada bir konser izlememiştim. Kapıda duran görevlilerin kabalığı içeri girince de devam etti. Kapı 20:00'de açıldı ama 21.15'e kadar berbat müzikler eşliğinde bez panoya yansıtılan Live Nation reklamlarını izlemek zorunda kaldık. 1 saat 15 dakikalık o süre, bana 15 saat gibi geldi desem abartmış olmam.

Ön grup olarak Brooklyn'den Friends çıktı sahneye. ESG'yi anımsatan disko, funk, dans müziği karışımı neşeli ve hareketli bir glam-pop yapan grup, geçen yıl yayımlanan "I'm His Girl/My Boo" adlı albümüyle adını duyurdu. Beş kişillik grubun sahne performansını ilginç kılan en önemli etkenlerden birisi, vokalist Samantha Urbani. Seyircilerin arasına dalıyor, atlıyor, zıplıyor, espriler yapıyor ve bunları yaparken de en çok kendisi eğleniyor.

Ben Friends sahneye çıkmadan önce mekanın asma katına gidip kendime yer bulmaya çalıştım ama sonuç alamadım. Çünkü nerede durmak istesem bir görevli yanıma gelip, "Orada duramazsın. Burası ekstra 25 dolar ödeyenler için ayrıldı" ya da "Burası özel bir alan. 35 dolar daha öderseniz, konseri buradan izleyebilirsiniz, bir içki de dahil" şeklinde uyarılarda bulundu.

Anlaşılan Live Nation'ın organizasyonuyla gerçekleşen konserlerde böyle bir uygulama türemiş. İçeri biletinizle girdiğiniz halde, konseri daha iyi bir yerden izlemek istiyorsanız, fazladan para ödeyip ayrıcalık yaratacaksınız kendinize...

Bu durum hiç aklıma yatmadığı için sonuçta alt kata indim. Oradaki korkunç izdihamın arasında yer bulmak olanaksızdı ama gördüğüm ilk yerde durdum. Friends sahneye çıktığında yanımdaki İspanyol Amerikalıların avaz avaz konuşması devam etti. Daha yavaş olmaları için rica ettim ama nafile... Kalabalığın içinde hareket imkanı çok sınırlı olsa da yan tarafa kaymayı başardım. Ancak bu kez sarhoş üniversiteli kızların yanına düştüm. Dikkat çekmek için elinden geleni yapan bir tanesi histerik kahkalalar atarak soyunma girişiminde bulundu.

Friends yaklaşık 50 dakika çalıp gitti. Saat 22.30'da Metronomy sahneye çıktığında resmen ezilme tehlikesi geçirdim ve büyük uğraşlar sonucu arkaya doğru ilerledim. Tahmin edilebileceği gibi barın olduğu o bölgede kimse müziği dinlemiyor, sosyalleşiyordu. Yeniden üst kata çıkıp tekrar şansımı denedim ve anında yine görevliler gelip, "Burada duramazsın" demeye başladılar. Bir yerde kalıp müzik dinlemek gerçekten olanaksızdı ve üzülerek ayrılmaya karar verdim.

Tam çıkarken çantamdan bir şey aramak için mekanın dışına açılan merdivenlerde durdum. Görevlinin gayet kaba bir şekilde, "Burada duramazsın!" demesiyle tepem attı. Irving Plaza'ya çok zorunda kalmadıkça bir daha adım atmayı düşünmüyorum. Ayrıca ses sisteminin berbatlığını da belirtmem gerek. Zın zın öten kolonlar, sesi boğan mikrofonlar sadece teknisyenlerin hatası olamaz, köhnemiş bir ses sisteminin belirtileri.

Sonuçta gayet kötü bir konser deneyimi oldu benim açımdan. Para hırsıyla gözü dönmüş kurumların dinleyiciyi yontulacak bir av olarak gören ve müziği hiç umursamayan çalışanlarının düzenlediği konserler hep böyle hayal kırıklığı yaratıyor. Metronomy sahneden bunların tümünü gözlemlemiş olamaz; onlar kendi görevlerini en iyi şekilde yaptılar. Ama en azından dinleyicilerin bir kısmının konserden benim gibi çok mutsuz ayrıldığına eminim.

Ne yazık ki, bu yazının ana konusu Metronomy ve müzik olacaktı. Oysa konseri nasıl izleyemediğimi anlattım zorunlu olarak... Görüldüğü gibi, müziği umursamayan ama konsere gelen ya da konser organize eden insan grupları sadece Türkiye'de yok, İngiltere'de de yaşadım buna benzer deneyimleri, New York'ta da. Metronomy neyse ki bu yaz İstanbul'a geliyor. Bu defa huzur içinde müzik dinleyebilmeyi umuyorum.

(Fotoğraflar bana ait. Pek iyi fotoğraflar değil ama salondaki izdihamın içinde bunları çekebilmiş olmam bile bir nevi mucize.)

-

Translate