Yoko Ono etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yoko Ono etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2014 Perşembe

GLASTONBURY 1 - YOKO ONO'NUN GLASTONBURY MESAJI: BARIŞA BİR ŞANS VERİN!


26.06.2014

Glastonbury Festivali'nde basılıp ücretsiz dağıtılan gazetenin ilki bugün yayınlandı. 1957 yapımı 7 tonluk Heidelberg marka baskı makinesiyle, festival alanındaki Theatre ve Circus alanlarında basılan gazetenin ikinci sayısı de pazar sabahı çıkacak. Bu ilk sayıda başmakeleyi Yoko Ono kaleme almış. "All We Are Saying Is... Give Peace a Chance" başlıklı yazısında, Glastonbury'de ilk kez sahneye çıkmaktan dolayı duyduğu heyecanı dile getiriyor, farklı ve deneyselliğe açık line-up'tan dolayı mutlu olduğunu söylüyor Ono.

Yoko Ono, yazısında Glastonbury'e sadece konser için gelmediğini, dünya barışı için çalışmanın ne kadar eğlenceli olduğunu anlatmak istediğini de belirterek şöyle devam ediyor: "Pazar günü 6.00'da Yoko Ono Plastic Ono Band'in, büyüleyici Yo La Tengo'nun üyelerinin de dahil olduğu yeni haliyle performans göstermekle birlikte, aynı zamanda Green Kids alanına dilek ağaçları yerleştireceğim. Umarım herkes gelip ağaca dileğini asar. Bu dilekler, daha sonra biriktirilerek, eşim John Lennon ve ikimizin ortak arzusu olan dünya barışının anısına Reykjavik'te yaptırdığım Imagine Peace Tower'da toplanacak."(Ono'nun yazısında söz ettiği Reykjavik'teki Imagine Peace Tower'ı üç yıl önce ziyaret etmiş ve bu yazıda anlatmıştım.)

Umarım Yoko Ono'nun mesajı etkili olur. John Lennon ile başlattıkları dünya barışı idealini katkıda bulunma çabasını takdir ediyorum.

Glastonbury'de basılan ücretsiz gazete hakkında meraklısı için aşağıdaki video hazırlanmış.

29 Nisan 2012 Pazar

Vitrindeki Albümler 114: The Flaming Lips - The Flaming Lips and Heady Fwends (Warner Bros.)


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 29 Nisan 2012

80 ve 90’lıyıllarda, belirgin bir şekilde 60’ların saykedelik pop/rock akımının etkisinde kalan grupların müziği, “neo-psychedelia” diye tanımlanmaya başladı. Ben, her şeyin başına “neo” koyup yeni türler icat etmektense, deneysel rock grubu demeyi tercih ediyorum.

Bu grupların kimisi gitar temelli rock soundunu sürdürürken, kimisi elektronik sesleri öne çıkardı. Ne olursa olsun, saykedelik sound, içinde deneysellik ruhunu barındırdığı ve sınırları net bir şekilde çizilmediği için, her zaman ilgi odağımda oldu.

The Flaming Lips de o grupların içinde yer aldığından, yaptığı çalışmaları hep takip ettim. Bir konserlerinde vokalist Wayne Coyne’u seyircilerin üzerine fırlatılan dev bir balon içinde şarkı söylerken görünce, saykedelik etkinin sadece müziklerine değil, sahne performanslarına da yansıdığına bizzat tanık oldum. Gerek grubun şarkılarına seçtiği isimler ve videoları, gerekse Coyne’un sosyal medyadan yazıp çizdikleri, ulaşabilecekleri çılgınlığın boyutunu sergilemesi bakımından da ipuçları veriyor zaten.

1986 tarihli ilk albümleri “Hear It Is” ile yeni yayımlanan “The Flaming Lips and Heady Fwends”e kadar toplam 14 albüm çıkardı TFL. Bunlar arasında “The Soft Bulletin”, “Yoshimi Battles the Pink Robots” ve “Embryonic” beni yakalayan çalışmalardı. Ancak deneyselliğin doğal bir sonucu olarak, albümlerin aynı dinleyicide bıraktığı etki, dramatik şekilde farklı olabiliyor. Hatta bu aynı albüm içindeki şarkılar arasında sa söz konusu olabiliyor. Benim The Flaming Lips konusundaki deneyimim de böyle.

“The Flaming Lips and Heady Fwends” konusunda da benzer duygular içindeyim. Record Store Day için sadece ikili plak olarak yayımlanan albümde toplam 13 şarkı yer alıyor. Bunların hepsi, grubun 2011 ve 2012’de ünlü grup ve müzisyenlerle yaptığı işbirliklerden oluşuyor. İçlerinde severek dinlediklerimin yanı sıra, hiç hoşlanmadıklarım da oldu. Ortak çalışma yapılan isimler arasında, Tame Impala, Edward Sharpe and the Magnetic Zeros, Lightning Bolt ve Prefuse 73 gibi The Flaming Lips sounduyla uyuşabileceği önceden tahmin edilebilecek gruplarla birlikte, Bon Iver, Neon Indian, Ke$ha, Chris Martin, Erykah Badu, Yoko Ono ve Nick Cave gibi şaşırtıcı olanları da var.

Ancak ilginç olan şu ki, önceden TFL ile uyuşabileceğini düşündüklerimin yer aldığı şarkılarda da hayal kırıklığına uğradıklarım oldu. Örneğin elektronik müzikteki deneysel çalışmalarıyla tanıdığımız Prefuse 73 ile kaydedilen “Supermoon Made Me Want to Pee”, dinlemesi işkenceye dönüşebilecek bir kakofoni gibi... Aynı yorumu, Ke$ha’nın vokali üstlendiği “2012 (You Must Be Upgraded)" için de yapmak olanaklı. Üstelik The Stooges’ın “1969” adlı şarkısına referans yapar gözüküp, berbat bir sonuç almışlar. Kayıt sırasında Ke$ha’nın LSD kullandığını medyaya anlatmayı belki bir pazarlama taktiği olarak kullandı Coyne ama bana kalırsa ne yapsa boş...

Bir diğer dikkat çekme tekniği ise, sansasyonel şarkı ismi seçmeyi tatsız bir noktaya vardırmaları oldu. Geçen yıl Neon Indian grubuyla yaptıkları bir şarkıya “Is David Bowie Dying?” ismini verdiler. Bowie’nin sağlığı ile ilgili yayılan dedikodulardan yararlanıp dikkat çekmeyi tasarlamışlardı ve istedikleri bir ölçüde oldu. Aslında hüzünlü sounduyla albümde dinlenebilecek birkaç şarkıdan biri; fakat belli ki Wayne Coyne skandalları ve şok edici işler yapmayı çok seviyor.

Dinlemeye değer bulduğum diğer iki şarkı, “Tame Impala” ile kaydedilen space rock türündeki “Children of the Moon” ile Erykah Badu’nun vokali üstlendiği “The First Time Ever I Saw Your Face”.

Piyano tınılarını açıklıkla duyabildiğim Chris Martin’li “I Don’t Want You To Die”ı, sürpriz bir şekilde tekrar tekrar dinleme isteği duydum. “You and me/ We're both so fucked up / But you're fucked up in the good way / And I'm fucked up in the bad” sözleriyle açılan “Ashes in the Air”, Wayne Coyne’un ekolanan vokaliyle buluşan Bon Iver’in sesiyle ayrı bir güzellik kazanmış. Albümün geri kalanında ise, kanımca, ne yazık ki konuk sanatçılar harcanmış.

Müzikte deneysellik beni her zaman heyecanlandırıyor. Elbette adı “The Flaming Lips and Heady Fwends” olan bir albümün sıradışı olması beklenir; ama iş, altyapıda belli bir dinamikten ve bütünlükten yoksun gürültü boyutuna varırsa tadı kalmıyor.

Wayne Coyne, albüme katkıda bulunanların kanlarından bir miktar alıp plağın özel versiyonunun içine koysa da, bu çılgınlıklar durumu kurtaracak gibi değil. Son tahlilde, bana göre birkaç şarkı dışında ihmal edilebilir bir albüm yapmış TFL. Fakat bundan sonra dümeni yine farklı bir rotaya kıracaklarına göre, endişe edilecek fazla bir şey yok diye düşünüyorum.

24 Aralık 2006 Pazar

Her Daim The Beatles!


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/23 Aralık 2006



Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en önemli topluluklarından The Beatles yeni bir albümle yine aramızda! Üyelerinin ikisi yaşama veda etmiş olan bir grubun nasıl yeni albümü olur? Böyle düşünerek “yeni” sözcüğüne karşı çıkabilirsiniz ve çok da haksız sayılmazsınız.

20. yüzyılın hem popüler kültürüne ve hem de müziğine büyük etki yapan The Beatles’ın yayımlanan son albümü “Let It Be” 1970 tarihini taşıyordu. Aradan geçen 26 yıl içinde grubun şarkılarını bir araya getiren birçok toplama albüm yayımlandı. İngiltere’de ve Amerika’da bir numara olan single’ları toplayan “The Beatles 1”, yeni bir milenyuma girerken yayımlandığında, grubun müziğinin geçen zamana karşı eskimediğini bir kez daha ortaya koymuştu. Şimdi ise elimizde bu ay piyasaya çıkan 26 şarkılık “Love” adlı heyecan verici yeni bir albüm var. Albümün yeniliği, herhangi bir toplama albüm olmayışı. Artık her biri klasikleşmiş olan The Beatles şarkıları yeni düzenlemelerle, yepyeni bir dokunuşla tekrar mikslenmiş.

Albüm projesi, dünyaca tanınan gösteri grubu Cirque du Soleil’in, albümle aynı adı taşıyan şovlarında The Beatles şarkılarının yeni yorumlarını kullanmak istemesiyle gündeme gelmiş. Sonuçta, The Beatles’ın prodüktörü George Martin ve yine kendisi gibi bu alanda ün kazanan oğlu Giles Martin, bu proje için stüdyoya girerek grubun özgün kayıtlarını yeniden düzenlemişler. Ve ortaya öyle bir canlı sound çıkmış ki, dinlerken sanki John Lennon, Paul McCartney, George Harrison ve Ringo Starr tekrar bir araya gelip yeni bir albüm yapmışlar gibi hayal kurduruyor insana.

İç İçe Geçen Şarkılar

Albümün en dikkat çeken özelliği, The Beatles şarkılarının değişik partisyonlarının ve akorlarının aynı parçada bir araya getirilmesi. Örneğin, “Get Back” adlı şarkının yeni versiyonu, baterist Ringo Starr’ın “The End” parçasındaki solosu ile “A Hard Days Night”ın özgün kayıtlarının açılış akorlarını birleştiriyor. Bana göre sonuç tek kelimeyle mükemmel.

Bir diğer ilginç düzenleme, “Being For The Benefit Of Mr. Kite!”ın kapanış kısmı ile “I Want You (She’s So Heavy)”nin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış. “Blackbird” adlı şarkının akustik gitarıyla başlayan şarkı ise, birden “Yesterday” parçasına dönüşüyor. “Sun King” adlı şarkının toplam 55 saniyelik yeni yorumu oldukça yaratıcı. Şarkının bir bölümü tersten çalınıp, vokaller de tersten alınınca, adı da doğal olarak “Gnik Nus” olmuş! Albümde yer alan tek yeni kayıt, “While My Guitar Gently Weeps” için, akustik gitar versiyonunun üzerine yaylı partisyonları yazılarak yapılmış. Benim favorim ise, “Strawberry Fields Forever”ın yeni düzenlemesi. Özellikle son kısmı öylesine hareketli bir hale dönüştürülmüş ki, adeta bir dans şarkısı havasında.

Eskimeyen The Beatles Müziği

Kimi The Beatles hayranlarının bu projeye olumsuz baktıklarını biliyorum. The Beatles’ın müziğinin yeniden düzenlemeyi gerektirmeyecek kadar iyi olduğunu belirterek, bu tür projelerin grubun mirasından ticari kazanç sağlamak için yapıldığını söylüyorlar. “Love” projesi, grubun yaşayan iki üyesi Paul McCartney ve Ringo Starr ile, John Lennon’ın eşi Yoko Ono ve George Harrison’ın eşi Olivia Harrison’ın desteğiyle gerçekleştirilmiş. Projenin mimarları prodüktör George Martin ile oğlu Giles Martin’in hayli yüklü miktarda kazanç sağlayacakları kuşkusuz. Fakat televizyon kanallarında sürekli video kliplerini izlediğimiz kimi popüler şarkıcıların berbat müzikler eşliğinde sadece bedenlerini sergileyerek elde ettikleri kazançlara bakınca, insan, “varsın böyle yaratıcı projeler kazansın milyonları” diyor.

“Love” albümü, son derece yaratıcı ve teknik açıdan çok başarılı bir proje. Üstelik The Beatles’ın müziğinin hiç eskimediğini, tersine yeniliklere nasıl açık olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca bu tür yeni düzenlemeleri ve miskleri dinlemek, eskileri dinlemeye de engel değildir.

Prodüktör Giles Martin, albüm kapağındaki yazısında, “Tomorrow Never Knows” ile “Within You Without You” adlı şarkıların bas ve davul partisyonlarının birleştirilmesiyle ortaya çıkan şarkının miksini yaparken, kendisini “Mona Lisa’ya bıyık çiziyormuş” gibi hissettiğini yazıyor. Ortaya çıkan sonucu da “Beatles açık görüşlülüğü”ne borçlu olduğunu belirtiyor. Ben, bıyıklı Mona Lisa’yı oldukça ilginç buldum. Tabii, Mona Lisa olmasa, bıyıklısı da olmazdı…

Translate