Samuel T. Herring etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samuel T. Herring etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2012 Salı

Müzik tutkusunu ateşe çeviren gruplar


Bu hafta New York’ta izlediğim konserler içinde özellikle ikisi beni çok etkiledi. Birisi daha önceden adını duyduğum ama müzikleriyle fazla haşır neşir olmadığım The Psychic Paramount, diğeri de ilk albümlerinden bu yana yakından izlediğim ve çok beğendiğim Future Islands.

The Psychic Paramount’u izlemem tamamen güzel bir tesadüf oldu. The Jesus and Mary Chain konseri için bilet almıştım ama ön grup hakkında bilgim yoktu. Irving Plaza’daki gecenin açılışını The Vandelles yaptı. Onların arkasından sahneyi ve tüm salonu sis makinesinden çıkan dumanlar doldurdu. Birçok konserde yapılan bir uygulama bu, fakat bugüne kadar o derece yoğun kullanıldığına tanık olmamıştım. Yanımdaki insanın yüzünü göremez haldeydim dersem belki bir fikir verir. Sanırım en önde olduğumdan bütün dumanı da yuttum. Herkes ne oluyor, neden böyle göz gözü göremez bir ortam yaratıldı diye düşünürken birden müzik başladı. Sahneye iki gitarist ve bir bateristin çıkışını silüetlerinden anladık. Hiçbir şey demeden daha ilk dakikada farklı bir konser olacağının işaretini verdiler. Hiç vokal yoktu. Alışılmış şekilde bir süre sonra şarkının bitmesini bekleyen dinleyiciler tam anlamıyla afallamıştı; şarkı bitmiyor, uzadıkça uzuyordu. 45 dakika boyunca aralıksız süren bir set şeklinde çalıp sonunda hiçbir şey demeden ayrıldıklarında herkes birbirine “Bu neydi?” diye soruyordu.

Tanık olduğumuz New York’un noise rock üçlüsü The Psychic Paramount’un efsane performanslarından biriydi. Müziği bir tutku olarak gören, Amerika’da yaşamanın tek yolunun müzik tutkusunu bir aydınlanma aracı olarak kullanmaktan geçtiğine inananan bir grup bu. Bugünün indie rock dünyasını sürekli yakınmaları dile getiren içi boş bir dünya olarak görüyor ve orada yer almak istemiyorlar. Onların yapmak istediği, hissettiklerini doğrudan enstrümana söyletmek ve bunu da çok iyi başarıyorlar.

Konserin başlangıcından bitimine kadar yüzlerini görmesem de, sadece arada bir ışık değişirken gölge şeklinde silüetlerini seçebilsem de, bir dinleyici olarak hisleri tamamen bana da geçti. Bugünün steril müzik dünyasının çok dışında, başka bir yere sürükledi beni The Psychic Paramount.

Onların açısından konserin nasıl olduğunu da biliyorum. Çünkü bunun özel olarak belli bir kişiyle değil ama genel olarak biriyle düşünsel anlamda seks yapmak gibi olduğunu söylemişti gitarist Drew St. Ivany. Kendileri o müziği icra ederek bu duyguyu yaşarken aynısını da dinleyiciye aktarıyorlar. Günümüzde az sayıda grupta var olan bir meydan okuma var tavırlarında. Sahneyi dumana boğup hiç gözükmemek de belli ki bu amaç doğrultusunda tercih edilen bir yol. Dinleyicinin bütünüyle kendi düşüncelerine odaklanması açısından çok etkili olduğunu söyleyebilirim. Ancak birçok kişinin de ne olup bittiğini tam idrak edemediğini, sahnede izleyecek bir şey olmayınca nereye bakıp nasıl duracağını da tam kestiremediğini gözlemledim. Müzikle alışılagelmiş görselliğin bağını koparınca dinleyicinin sadece müziğe odaklanması kolaylaştırılıyordu aslında. O gece müziğin içine girebilen herkes bunu çok yoğun yaşadı ama garipseyenler de oldu.

The Psychic Paramount’u canlı dinlemek, sahnedeki görsellik ile müziğin algılanışı arasındaki ilişki hakkında epey kafa yoran biri olarak benim açımdan sıradışı bir deneyimdi. Bu konuda düşüncelerime yeni bir boyut katmış oldu konser. (Aşağıda paylaştığım videoda benim anlattığım ortam yok; görülebiliyor müzisyenler ama müzikleri hakkında fikir vermesi için yer verdim.)



FUTURE ISLANDS: EN TUTKULU VOKALİST

Yazının başında sözünü ettiğim ikinci konser Future Islands’a gelince, o da bugüne kadar gördüğüm çok sayıda performans içinde unutulmazlar arasına girdi. Uzun zamandır konserini yakalamak için çaba sarfettiğim bu Baltimorelu grubu, Webster Hall konserinde izleme olanağı buldum. Bağlı oldukları plak şirketi Thrill Jockey’in 20. kuruluş yıldönümünü kutlamak için düzenlenen gecede Matmos, Tortoise, Liturgy’nin yanı sıra Future Islands da sahneye çıktı.

Hani bütün başarısını vokaliste borçlu olan gruplar vardır; o olmasa grubun biteceğini bilirsiniz. Future Islands da onlardan birisi. Vokalist Sam Herring gitse yerine yine sesi güzel bir vokalist bulsalar o iş yürümez. Çünkü Sam Herring’deki tutku çok az sayıda müzisyende var. Bedeniyle, aklıyla, ruhuyla, tüm benliğiyle kendini müziğe adamış ve konserlerde neyi varsa onu ortaya koyan bir vokalist. O sadece şarkı söylemiyor, her yerinden terler boşalırken çılgınca dans ediyor, şarkı sözlerinin yarattığı duyguyu boyun damarları fırlarcasına hissedip onu aynı güçle ses tonuna yansıtıyor, dinleyicilerin tek tek gözlerinin içine bakıp onlarla şarkı sözleri aracılığıyla direkt diyalog kuruyor, göğsüne vura vura söylüyor şarkıları. Bunları yapan başka müzisyenler de var elbette ama ben bu kadar etkili olanını görmedim.

Grubun diğer iki üyesi sakin sakin enstrümanlarını çalarken Sam Herring’in kendini yıpratırcasına dağıtması da ayrı bir tezat. The Psyhic Paramount’un aksine Future Islands’ın müziği sunuşu, sahnede gördüklerimizle çok ilgili. Ama şu ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerek: Etrafta video ekranlar, yanan, patlayan birtakım dekorlar ya da dansçılar yok. Sam Herring, şarkının yansıttığı duygunun vücut bulduğu bir yansıtıcı ekran gibi. Onu şarkı söylerken görüp peşine takılmamak olanaklı değil; daha ilk şarkıdan yakalıyor yakanızdan, çekiyor sizi sahneye. Fiziksel olarak sahnede olup olmamanız önemli değil, ruhunuz sahnede onunla “Bir aşkı unutmak pişmanlıktır” diye bağırıyor.

Future Islands ve The Psychic Paramount konserlerini klasik konser değerlendirmesinin dışında müziğin sunuluşu açısından ele almak istedim. Aralarındaki farklar ve o farklardan yola çıkarak varılan ortak yer ilginçti. O yer, bazen sancılı, bazen zevkin doruklarında dolaşarak ama daima engelenemeyen bir tutkuyla ulaşılan bir nokta. Bunu yaşattıkları için bu grupların değeri büyük. İster fiziksel olarak görünsünler ister sisler arasında kaybolsunlar, müziğin içinizde kavurucu bir ateş yakmasını sağlayan gruplara selam olsun.



-

9 Ekim 2011 Pazar

Vitrindeki Albümler 87: FUTURE ISLANDS -On the Water (Thrill Jockey Records)


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 9 Ekim 2011

Son üç yıldır en çok severek dinlediğim grupların başında geliyor Future Islands. 2010’da çıkan ikinci albümleri “In Evening Air”i ana akım medyanın görmezden geldiğine bakmayın; yılın en iyi albümlerinden biriydi.

Baltimore’da kurulan üçlünün müziği için çeşitli tanımlar yapılıyor. Kimisi post-wave diyor, kimisi synthpop. Bana kalırsa 80’lerin new wave tarzını punk, dans ve deneysel öğelerle buluşturan bir post-punk grubu.

Müziklerinin temelinde elektro gitar yerine synth, çello, keman, marimba ve saha kayıtları var. Şarkıları akılda kalıcı melodileriyle insanı daha ilk dinleyişte yakalıyor. İnsanın içine işleyen bir müzik yapıyorlar.

Ancak bu özelliği sağlayan ne synth, ne keman ne de marimba; vokalist Samuel Herring’in hafif çatallı ama çok güçlü sesi. Bazı gruplar vardır, vokali müzikten çıkarırsanız etkisini kaybeder. Diğer grup üyelerini önemsemiyor gibi algılanmak istemem ama Future Islands’ın karakterini belirleyen temel unsur Herring’in vokalidir. Söylediği her sözcüğe ayrı bir anlam katan, sesini bazen yumuşak, bazen olabildiğince sert, gereğinde fısıldarcasına, gereğinde kararlılıkla yükselterek kullanabilen bir şarkıcı Herring.

NPR’da Bob Boilen’ın “Tiny Desk Concert” serisine konuk olduklarında “Ağlamanızı, benim hissettiklerimi hissetmenizi istiyorum. Ezip geçmek istiyorum!” demiş Samuel. Doğrusu canlı performanslarında göğsüne vura vura söylediği şarkılarla bu hedefini tam 12’den vuruyor. Ama işin ilginci, grubu konserde değil de albümden dinliyorsanız da aynı etkiyi yapıyor. Göğsüne vurduğu yumrukları büyüleyici bir şekilde sesine yansıtıyor; her bir mısrasında dinleyici o yumrukları kendi göğsünde hissediyor.

Kaybedilen aşklardan, karşılıksız sevgilerden, yalnızlıktan söz ettiği şarkı sözleri dinleyeni tam anlamıyla sarsıyor, bazen bir tokat gibi geliyor. Yeni albümleri “On the Water”da yer alan “Before the Bridge”de yaşanılanları unutamayacağını söyleyip, “Çünkü bir aşkı unutmak pişmanlıktır” diyor. Samuel Herring’in hayatına dair ayrıntıları bilmiyorum; ama hissediyorum ki şarkılarının ilham kaynağı kendi hayatı.

“On the Water”da bir önceki albüm “In Evening Air”e göre daha sakin ve olgun bir ton yakalamış grup. O albüm daha isyan dolu, daha kızgındı. Bu defa sanki bir köşeye çekilmiş geçmişe dair bir değerlendirme yapıyor Future Islands. Belki de bu nedenle anlatılması zor bir melankoli yansıtıyor.

Albümün en güzel şarkılarından biri, kuşkusuz Samuel Herring ile Wye Oak’tan tanıdığımız Jenn Wasner düet yaptığı “The Great Fire”. Wasner'a karşılık verirken Herring'in sesine de bir dinginlik hakim olmuş; diğerlerinden farklı özelliğiyle albüme yeni bir renk vermiş bu şarkı.

Albümle aynı adı taşıyan “On the Water” ise, hem melankolik hem de öfkeli bir ruhun, iki duygu arasında gidip gelen anlık krizleri arasında kurduğu ilginç bir dengeyi yansıtıyor.

Samuel Herring, basta William Cashion ve klavyede Gerrit Welmers, North Carolina’da okyanus kıyısında bir eve kapanıp kaydetmişler bu albümü. Hem ruhlarını dinlendirmişler, hem de içlerinde yer eden dertleri müziğe dökmüşler. İçtenliği beni çok etkilendi. Yılın en iyi albümü olmaya adaydır “On the Water”.

Organizatörlere buradan yine sesleniyorum. Future Islands'ın albümünü dinleyin, Youtube'dan konser videolarını seyredin ve bu grubu İstanbul'a getirin lütfen. Nasıl bir konser olacağını tahmin edebileceğinizden eminim. Risk alacaksanız böyle bir grup için alın; emin olun değecek.



18 Temmuz 2010 Pazar

Vitrindeki Abümler 27: FUTURE ISLANDS - IN EVENING AIR


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 18 Temmuz 2010

FUTURE ISLANDS-In Evening Air (Thrill Jockey)

Post-punk ve new wave hayranı mısınız?

New Order’dan Peter Hook’u hatırlatan hipnotize edici bas soundunu seviyor musunuz?

Klavye ve synthleri öne çıkaran new wave ‘den hoşlanıyor musunuz?

Aşk acısını dans sounduyla bütünleştiren şarkılar ilginizi çekiyor mu?

Bu tür şarkıları olağanüstü bir vokaliste sahip bir gruptan dinlemek ister misiniz?

“Evet” diyorsanız, iyi bir önerim var. Hemen Baltimorelu Future Islands’ın yeni albümünü edinin.

Belki ilk dinlediğinizde “Buna benzer şeyler 25 yıl önce yapılmadı mı?” diyebilirsiniz.

Ama zaten günümüzün birçok akımı da o dönemden esinlenmiyor mu?

Önemli olan esin kaynaklarını başarıyla kullanıp yeniden dönüştürmek. Bana göre Future Islands bunu en iyi şekilde yapmış. Onlar müziklerini daha çok post-wave olarak tanımlıyorsa da, açık ki post-punk döneminden hissedilir şekilde etkilenmişler.

Diğer bir önemli bir esin kaynağı da David Bowie. “In Evening Air” adlı parçada bu oldukça belirgin.

Albümü adeta iki kısma ayıran bu kısa enstrümantal parça, bana Bowie’nin “Sunday” adlı şarkısının girişini çok anımsattı. Bir de tabii “Tin Man” isimli şarkı, doğrudan Bowie’ye bir atıf olsa gerek.

Bütün bunları kağıt üzerinde okumak, grup hakkında bir fikir vermiş olabilir. Ancak vokalist Samuel T. Herring’in sesinin etkileyiciliğini yazıyla anlatmaya olanak yok.

Ayrılık acısının verdiği öfkeyi sesine kusursuz yansıtabilen ender vokallerden birisi Herring. Benim gibi çarpıcı vokallerin peşine düşenlerdenseniz, grubun “An Apology” adlı şarkısını dinleyince bana hak vereceksiniz.


/AN APOLOGY/ from 521studies on Vimeo.


-

Translate