Cluster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cluster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2015 Perşembe

VEGAN LOGIC - DIETER MOEBIUS - 22.7.2015


23.7.2015

20 Temmuz 2015'te kaybettiğimiz Dieter Moebius'ü andığım ve Açık Radyo'da canlı yayınlanan Vegan Logic'in kaydı.

1- Dieter Moebius - Falsche Ruhe
2- Cluster - Caramel
3- Cluster - Halwa
4- Cluster & Eno - Ho Renomo
5- Harmonia 76 - Trace
6- Cosmic Couriers - Dat Loop
7- Liliental - Nachsaison
8- Amon Guru - Im Hall
9- Cluster - Hella Melange
10- Cluster - Gespiegelt
11- Moebius, Conny Plank, Mayo Thompson - The Truth?
12- Moebius + Tietchens - Cremon




21 Temmuz 2012 Cumartesi

Viitrindeki Albümler 124 : Beak> - Beak>> (Invade Records)


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 22 Temmuz 2012

Belirlenmiş şarkı kalıplarına karşı çıkıp, ticari başarıyı düşünmeden içinden geldiği gibi müzik yapan kaç grup ya da müzisyen var bugün? Alternatif dediklerimizin bile çoğu ayakta kalabilmek için müzik endüstrisinin kurallarına bir ölçüde uymak zorunda. Ama bu sistemi reddedenler de yok değil. Onlar büyük kitleler tarafından takip edilmeseler de, dinleyicileri daha tutkulu oluyor.

2009’da çıkardığı ilk albümüyle adını duyduğumuz Beak> de bu tarz müzik yapan deneysel rock gruplarından birisi. Portishead’in multi-enstrümantalist üyesi Geoff Barrow’un yanına Fuzz Against Junk’tan Billy Fuller ve Team Brick’den Matt Williams ile birlikte kurduğu grubun ilk albümü “Beak>”den sonra, bu defa “Beak>>" adıyla ikinci albüm geldi.

Her ikisi de saykedelik gitarlar ve synthlerin birlikteliğiyle dokunan krautrock etkisindeki şarkılarla dolu. Karanlık, soğuk, klostrofobik ve hipnotik bir uyum var müzikte. Mekanik ve robotik soundlarla arka plandan yansıyan ve çok dikkat edilmezse ne dediği tam anlaşılmayan mırıldanma şeklindeki pasif vokal arasında uyum değil tezat var ama bunun müziğe çekici bir özellik kattığını düşünüyorum. Çünkü vokalistin ne dediğinden daha çok, hangi tonda hangi duyguyla söylendiği önemli burada. 10 şarkılık albümün yarısında hiç vokal kullanılmaması da, grubun zeki sözlerle dinleyiciyi cezbetme amacını gütmediğinin bir göstergesi.

Beak>’in müziği üzerine yapılan açıklamalar, ister istemez akla ilk olarak Silver Apples, Can, Neu!, Cluster gibi grupları getiriyor. Bana göre hepsinden de esinti var albümde. Günümüzden örnek verecek olursak Holy Fuck’ı da onların arasında sayabilirim.

Albümle ilgili önemli bir ayrıntı, 2009’da olduğu gibi yine müziğin tamamına yakınının üzerinde herhangi bir parlatma olmadan yapılan canlı kayıtlardan oluşması. İlk albümde 12 seansta gerçekleştirilen kayıt, bu kez 50 seansı bulmuş ama sonuçta tek bir yerdeki vokal dışında kayıtlar üzerinde oynanmamış, olduğu gibi saf bırakılmış. Grup üyeleri girmişler stüdyoya, orada yazmışlar müziği ve eski dijital aletleri kullanıp 24 kanallı cihazlarla kayıt yapmışlar.

Ortaya çıkan müzik, genel zevk açısından kolay dinlenebilir değil. Fakat zaten Beak>’inde öyle bir derdi yok. Onların istediği dinleyiciyi yakasından tutup o müziğin içine bırakmak. Beni bıraktılar. Şarkıları arasındaki benzerlik bazen dikkatimi dağıtsa da, bir süre sonra toparlanıp yakamı bırakmayan synthlerin içinde nefes aldım.

Peşine takılıp gidebileceğiniz melodiler arıyorsanız, bu albüm size göre değil. Ritimler ve sesler arasındaki ilişki düzenli, tanıdık yolları izlemiyor; çoğunlukla duvarlara tosluyor, ayağı bazen çukurlara giriyor. O anlarda siz de savruluyorsunuz ve böylece Beak> de amacına ulaşmış oluyor. Yoğun bir deneyim öneriyor Beak>>.

7 Ağustos 2011 Pazar

Vitrindeki Albümler 79:


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 7 Ağustos 2011

BRIAN ENO - RICK HOLLAND / Drums Between the Bells (Warp Records)

Müzik dünyasının en yaratıcı projelerinin Brian Eno’nun aklından çıkması şaşırtıcı değil. Bugün 63 yaşında ama farklı olanı ve yeniyi keşif heyecanını hiç yitirmedi o. 70’lerin başında Roxy Music’le başladığı ve 40 yıldır kesilmeden süren müzik yaşamı boyunca çok sayıda efsane isimle ve grupla çalıştı. Robert Fripp ve Harold Budd’la yaptığı albümlerle ve minimalist solo çalışmalarıyla ambient müziğin yaratıcılarından biri olarak, müzik tarihine “Enoesque” ve “Enossification” ifadelerinin girmesine neden oldu.

1970’lerde David Bowie’nin müzik kariyerinde en sevdiğim albümlerini yayınladığı dönemde de onun izi var. “Berlin Üçlemesi” olarak anılan “Low”, “Heroes” ve “Lodger”, büyük ölçüde Eno’nun etkisini yansıtır.

Eno, bugüne kadar John Cale, Cluster, Talking Heads, David Byrne, Laurie Anderson’ın da aralarında olduğu çok sayıda isimle işbirliği yaptı, albümlerinin prodüktörlüğünü üstlendi.

Son yıllarda popüler çalışmalarını, daha önce “The Joshua Tree” albümünün de prodüktörü olduğu U2 ve Coldplay’le yaptı; ama deneysel fikirlerini kendi albümlerine sakladı.

David Byrne ile 2008’de çıkardıkları “Everything That Happens Will Happen Today”, “vokal sample” denilen tekniği keşfederek yeni bir çığır açtıkları 1981 tarihli “My Life in the Bush of Ghosts”tan sonra önemli bir albümdü.

Şimdi bunun bir adım daha ilerisine geçti Eno. Geçen yıl deneysel elektronik müziğin en büyük destekçilerinden Warp Records’la iki albüm için anlaştığı duyulunca, Eno’dan ufuk açıcı yeni müzikler geleceğini tahmin etmiştik. Bunun ilk ürünü prodüktör Jon Hopkins ve besteci/prodüktör Leo Abrahams ile işbirliği yaptığı “Small Craft on a Milk Sea” adlı albüm oldu. Eno’nun Peter Jackson’ın “The Lovely Bones” adlı filmi için yaptığı ama orada kullanılmayan müziklerin yer aldığı albüm, tam da Warp kataloğuna uyacak, elektronik müziğin alt türleri arasında geçişler yapan bir çalışmaydı.

Warp etiketli ikinci albüm “Drums Between the Bells”i geçen ay elimize aldık. Bu kez, Eno’nun 33 yaşındaki İngiliz şair Rick Holland ile gerçekleştirdiği bir projeye tanık oluyoruz. 2002’de Londra’da bir multimedia performansında tanışmış ikili ve ertesi yıl da çalışmaya başlamışlar.

Rick Holland’ın şiirleri, 20. yüzyıl Anglo-Amerikan şiirinde düşünce ve duyguları açık ve özlü imgelerle dile getiren, ölçü ve kalıba karşı çıkıp serbest şiir ölçüsünü benimseyen “İmgecilik” akımından etkilenmiş. Eno’nun kalıp ve ölçüleri yıkarak Romantiklerin karşısına çıkan şiir türüne ilgi göstermesi elbette sürpriz değil.

“Drums Between the Bells, bir önceki Warp albümünden farklı mı?” derseniz, sound açısından bir fark yok. Yine elektronik müziğin dehlizlerinde akıp gidiyor; ama alt türler arasında geçişler yaparken bu defa işin içine “spoken word” dediğimiz teknik giriyor. Sözlerin şarkı formatında değil, daha çok konuşma havasında söylendiği bu teknik, Eno’nun şarkıların odak noktasının vokalist olduğu geleneksel yöntemden tamamen bıktığı bu dönemde önemli bir rol üstleniyor. Şarkının yansıttığı sesin, şarkıcının sesi olmasını reddediyor Eno.

Bunun sonucu olarak da konuşma ile şarkı söyleme arasında bir teknik geliştirme çabasına düşmüş bu albümde. Rick Holland’ın şiirlerini kendisi dahil 9 farklı kişiye okutup, o sözcüklerin etrafında müzik yapmış. Bunlardan birisi yalnızca “fierce aisles of lights” adlı parçada sesini duyduğumuz Rick Holland; diğerleri ise Eno’nun sokakta ya da jimnastik kulübünde karşılaştığı, tanımadığımız sıradan insanlar.

Eno’nun çok eskiden beri şarkı sözlerine pek düşkün olmadığını biliyoruz; bugüne kadar hep duyguları sözcükler olmadan seslerle anlatmayı daha çok sevdi. Ama bu defa Rick Holland’ın şiirlerine başrolü değilse de rollerden birini verdi. Holland için çok onurlandırıcı bir durum elbette bu ama acaba dinleyici açısından aynı derecede memnunluk verici mi?

Albümün 12’ LP versiyonunu ilk alan 500 kişiden biri olduğum için bana bir e-posta ile enstrümantal versiyonu indirebilmem için bir link gönderildi. MP3 olarak indirdiğim enstrümantal parçalar klasik bir Eno albümünün habercisiydi. Plak elime ulaştığında insan seslerinin de kullanıldığı asıl albümü dinledim. Haftalardır iyice alışmak ve tam bir fikir edinebilmek için tekrar tekrar döndürüyorum “Drums Between the Bells”i.

Açıkçası bazı parçalarda keşke burada şiir okunmasaymış diye düşündüğüm oldu. Rick Holland’ın şiirleri, bazen okuyan kişinin sesi ve müzikle etkileşimine bağlı olarak çok daha uyumlu bir etki bırakırken, bazen de bir türlü yerine oturmuyor.

Örneğin 20 milyon modelde var olan hemoglobin modüllerinden söz eden bir şiirin okunduğu “pour it out”un enstrümantal versiyonunun kulağa çok daha hoş geldiğini söylemem gerek. Ancak bazı durumlarda da, ilginç bir şekilde sözler müzikteki seslerle birleşip daha güçlü bir etki yaratabiliyor.

15 parçanın yer aldığı albümde bir tek “as if your eyes were partly closed / as if you honed the swirl within them and offered me the world” adlı 9. parçada insan sesi yok.

“Drums Between the Bells” çıktığından beri müzik camiasından aldığı tepkiler karışık; beğenen de var beğenmeyen de. Eno’nun yaptığı müzikte bugün geldiği yer, birçok kişinin aklındaki müzik algısını zorlayacak bir nokta. Deneysel müzikten hoşlanmayanlar için olmadığı kesin. Ama ben, beğenenler grubundayım. Hem yaratıcı ve heyecan verici hem de dinlemesi keyifli bana göre.

Kapak fotoğrafı da bir fikir verebilir. Eno, kendi çektiği fotoğraflarla bilgisayardaki bir programda oynarken ortaya çıkan bu görüntünün albümü iyi anlattığını düşünmüş. Çok katmanlı, karışık renkli çözülmeyi bekleyen bir labirent gibi değil mi? Bunu benim gibi heyecan verici buluyorsanız dalın o labirentin içine!

Brian Eno - glitch (taken from Drums Between The Bells) by Warp Records

Brian Eno - bless this space (taken from Drums Between The Bells) by Warp Records

-

29 Kasım 2009 Pazar

Elektronik Müzikten Seçmeler


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/28 Kasım 2009

Bugün elektronik müzik dünyasına dalacağım.

Kim ne derse desin, bu türde birbirinden ilginç çalışmalar yapılıyor. Nedense Türkiye’de elektronik müziğe karşı küçümseyici bir yaklaşım söz konusudur. Rock müziğe olan sevgisini elektronik müziğe duyduğu nefretle açıklamayı tercih eden çok insan tanıyorum...

Oysa bana göre, iyi müzik akustik de olabilir elektronik de... Yapılış yöntemine değil, kulaklarınızın duyduğuna ve ruhunuzun hissettiğinize odaklanırsanız, hangi türde olursa olsun iyi müzik dinlemenin önünde bir engel yoktur...

MODERAT-MODERAT

2009’un en iyi elektronik müzik albümlerinden birini Moderat yaptı. Berlinli ikili Modeselektor ile Apparat diye bilinen Sascha Ring’in birleşmesinden oluşan bu üçlü, aslında 7 yıl kadar önce bir albüm denemesinde bulunmuş ama ortaya çıkan sonuç pek tatmin edici olmamıştı.

Çünkü Modeselektor’un müziğinde, IDM, hip-hop ve yoğun bas kullanımı dikkat çekiyor. Apparat ise, son yıllarda daha beat ağırlıklı müziğe yönelmesine karşın, duygu yüklü elektro pop ve ambient tarzının ustası.

Moderat üçlüsü bir şekilde bu yıl tekrar bir araya geldi ve yeni bir albüm ortaya çıktı. Bana göre, albümdeki “Rusty Nails”, yılın en iyi elektronik müzik parçası. Apparat’ın “Walls” adlı albümündeki şarkılara benziyor; ama bu şarkının farklılığı, Sascha Ring’in Thom Yorke’vari vokalini dubstep ritimleriyle mükemmel bir uyumla buluşturması.





TWINKRANES-SPEKTRUMTHEATRESNAKES

Dublin'de yaşayan üç müzisyenin kurduğu Twinkranes, son dönemde beni en çok heyecanlandıran gruplardan birisi. Dans müziğini enstrümanlarla canlı çalıp, işin içine dinamik rock soundunu da katan gruplardan hoşlanıyorsanız, Twinkranes'in bu garip isimli albümünü mutlaka dinleyin.

Grup elemanları, yaptıkları müzik üzerinde etkili olan isimleri Happy Mondays, Roxy Music, Brian Eno ve Cluster olarak sıralıyor. Bu bile onlara kayıtsız kalmamak için başlı başına bir neden...

Krautrock, psychedelic rock ve etkili bir synth kullanımını birleştirerek, Holy Fuck'ı anımsatan müthiş bir sound yaratmış Twinkranes. Myspace'e girip şarkılarını dinleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.



DEADMAU5-FOR LACK OF A BETTER NAME

Son dönemde elektronik müziğin en parlak isimlerinden birisi Deadmau5. Asıl adı Joel Zimmerman olan bu Kanadalı genç DJ/prodüktör, yeni albümü "For Lack of a Better Name"i kısa bir süre önce yayınladı.

Armin Van Buuren, Tiesto, Pete Tong gibi önemli DJ ve prodüktörlerin beğeniyle söz ettiği Deadmau5, bu yıl da, İngiliz müzik dergisi DJ'in okuyucuları tarafından "En İyi 100 DJ" anketinde 6. seçildi.

Deadmau5’un çok iyi bir albüm yapacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktu. Ama bu ikinci albüm beklentilerin de üzerine çıktı.

"For Lack of a Better Name", özellikle gotik elektro, drum & bass ve minimal trance türüne getirdiği yaratıcılıkla dikkat çekiyor. Uzun zamandır bu türde dinlediğim en iyi çalışma olduğunu söyleyebilirim. Fikir edinmek isterseniz, www.myspace.com/Deadmau5 adresine girip şarkılardan bazılarını dinleyebilirsiniz. Benim favorim “The 16th Hour”.






KRAFTWERK-THE MIX

Elektronik müziğin en büyük, en saygın gruplarından Kraftwerk’ün “The Mix” adlı albümü yeniden düzenlenmiş haliyle yayımladı.

Orijinali 1991’de çıkan The Mix, elektronik müzik dinleyicileri için paha biçilmez bir albümdü. Çünkü içinde Kraftwerk’ün o güne kadar yaptığı albümlerinde (74 tarihli Auobahn ile 86 tarihli Electric Cafe arasındaki dönem) yer alan en sevilen şarkıları vardı. Bu parçalar, grup, stüdyosunda analog teknolojiden dijitale geçtiği sırada yeniden kayıt edilmişti.

The Mix 2009’un farkı ise, orijinal albümdeki şarkıların 2000’lerin teknolojisiyle dijital olarak yeniden düzenlenmiş versiyonlarını içermesi. Kanımca, albüm Kraftwerk tarafından yeniden remikslenip yayımlansaydı çok daha ilginç olabilirdi...

Yine de bu yeni versiyon, orijinaline sahip olmayanlar için çok iyi bir fırsat. Dinledikçe hayranlığı daha da artıyor insanın; 1970’lerde zamanın çok ötesine geçen böyle bir müziği nasıl yapabilmiş Kraftwerk?

Translate