Billie Holiday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Billie Holiday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2012 Pazartesi

George Michael @ MEN Arena, Manchester






© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 14 Ekim 2012


Salı akşamı çok yetenekli bir ismi, George Michael’ı ilk kez canlı dinleme olanağı buldum. 80’li yıllarda pop müzik ikilisi Wham! ile hayatımıza giren bu ünlü müzisyen, çalkantılı özel hayatına karşın, sadece ayakta kalmayı başarmakla yetinmedi, aldığı ödüller ve gördüğü ilgiyle de hâlâ müzik dünyasının en büyüklerinden biri olduğunu kanıtladı.


Geçen yıldan bu yana 41 kişilik orkestra eşliğinde sürdürdüğü “Symphonica” adlı turnesi kapsamında Manchester’a da uğradı George Michael. Bir süre önce ağır bir akciğer enfeksiyonuna yakalanan sanatçı, tedavi gördükten sonra yeniden turnesine devam etme kararı almıştı. Ancak tedavi sürecinin ardından bu defa psikolojik travma sorunu baş gösterince, Avustralya turnesini iptal etti. Görünen o ki, İngiltere’deki konserlerinin ardından tekrar tedaviye dönecek. Manchester’daki konser bu nedenle ayrıca önemliydi.


Bu bilgilere önceden sahip olmasaydım ve bunlar bana MEN Arena’daki konserden sonra anlatılsaydı şaşırırdım. Çünkü benim sahnede izlediğim müzisyen, son derece rahat ve neşeliydi. Konser başlamadan 5 dakika öncesinde sahne arkasında neler oldu bilemem elbette ama dinleyici açısından çok keyifli bir konserdi. Her şeyden önce George Michael’ın sesini 80‘lerin en ünlü hitlerinden Wham!’in “Careless Whisper” adlı şarkısında nasıl hatırlıyorsanız, aradan geçen yaklaşık 30 yıl sonra o ses aynı güzellikte.


İKİ GEORGE MICHAEL


Konser boyunca sahnede iki ayrı George Michael vardı. Birisi bir bar sandalyesinin üzerine oturup loş bir ışıkta 1940‘larda, 50‘lerde Bing Crosby ya da Billie Holiday’in meşhur ettiği şarkıları bir caz yorumcusu havasında söyleyen George Michael; diğeri Rufus Wainwright ve Rihanna gibi bugünün ünlü isimlerinin şarkılarını kendine özgü yorumla dans eşliğinde sunan George Michael. Kanımca o, ikisini de üzerinde büyük bir ustalıkla taşıyor; dinleyicisini hem dans ettiriyor, hem de yoğun duygular yaşatıyor.





Bu özelliğinin en bariz şekilde ortaya çıktığı şarkı, ilk kez 1957’de Johnny Mathis’in sesinden duyulan “Wild Is the Wind” cover’ı oldu. David Bowie ve Nina Simone tarafından da mükemmel yorumlanan bu şarkıya kendi kişiliğini çok çarpıcı bir şekilde yansıttı George Michael. Bu şarkıyı getirdiği yorumu, 1999 albümü "Songs from the Last Century"de de dinlemiştik ama ben konserde orkestra eşliğinde nasıl seslendireceğini merak ediyordum. Merakım da boşuna çıkmadı; şarkının ilk yarısını alışılagelen hafif melankolik bir tonda söylerken, ikinci yarısında birden tamamen farklı bir havaya bürünüp çok enerjik bir pop/disko versiyonuna geçti. Böylece hayatımda ilk kez bu iç burkup gözledi dolduran şarkıda insanların dans ettiğine tanık oldum. 

The Police’den “Roxanne”, Terence Trent D’Arby’den “Let Her Down Easy”, New Order’dan “True Faith”, Ian Brown’dan “F.E.A.R.” gecenin diğer ilginç cover şarkılarıydı. Kendi solo albümlerinden “John and Elvis Are Dead”, “Through”, “Kissing a Fool”, “Praying for Time” ve “Feeling Good”u söylerken, eşcinsellik, din baskısı, bağımlılık, aşk gibi konularda kısa yorumlarda bulundu, eşitlik ve özgürlük mesajları verdi.


İki saatlik konserde kanımca sound açısından tek uyumsuz kalan şarkı Rihanna’nın “Russian Roulette”i oldu. Salondaki çoğu dinleyicinin dans ettiğini görünce “George Michael’ın insanları dans ettirmek için Rihanna’ya ihtiyacı yok” dedim. Neyse ki kapanışı kendi şarkısı “Freedom”la yaptı. Onbinlerce insanın ayağa kalkıp “Özgürlük!” diye bağırarak dans etmesi görülecek sahneydi. 


Müziğini çok sevmeyenlerin bile sahnedeki profesyonelliğine tanık olup mükemmel yorumlarını dinlemek için George Michael'ı konserde izlemelerini tavsiye ederim. Umarım en kısa zamanda tamamen iyileşip turnesine devam eder. Çok açık ki onun yeri sahne. 




-

22 Ekim 2006 Pazar

Kaçırılmayacak Arşivlik Albümler


© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/21 Ekim 2006

Bugün müzikseverlerin dikkatini yeni çıkan bazı albümlere çekmek istiyorum.

Caz sever misiniz?

Öyleyse kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye edeceğim bir toplama albüm var: Best Jazz 100.


EMI tarafından çıkarılan Best 100 serisinin son halkası olan bu çalışma, altı adet CD’de caz müziğinin önemli isimlerini bir araya getiriyor, üstelik tek CD fiyatına! Bu altı CD’de yer alan toplam 100 unutulmaz şarkıyı, Chet Baker, Ella Fitzgerald, Dianne Reeves, Duke Ellington, Cassandra Wilson, Herbie Hancock, Miles Davis, Joe Lovano, Billie Holiday, Kurt Elling, Bobby McFerrin, Thelonious Monk ve caz dünyasının pek çok önde gelen sanatçısı seslendiriyor.

CD’lerin her birinde ayrı bir caz türü bir araya getirilerek şu şekilde gruplandırılmış:
1. Klasik caz vokalleri;
2. Swing klasikleri;
3. Latin caz;
4. Relaxing caz;
5. Jazz Ballads
6. Legends of Jazz.

Gerçekten müzikle ilgilenen herkesin arşivinde bulunması gereken benzersiz bir çalışma bu. Ben altı CD’yi arka arkaya dinleyip bir caz gecesi yapmak istedim ama gece yetmedi… Akşam 8’de başladım dinlemeye; saat 03:00 olmuştu ama müzik hala bitmemişti. Çünkü toplam süresi 438 dakika 28 saniye! Tabii bu toplama albümdeki CD’lerin her gün birisini dinleyerek zevki bir haftaya yaymak ya da dinlemeye öğlen başlayıp hiç ara vermeden akşam bitirmek de mümkün. Sonuçta söylemek istediğim, Best Jazz 100 adlı bu çalışmayı ne şekilde dinlerseniz dinleyin ama mutlaka dinleyin. Kendinize büyük bir iyilik yapmış olacaksınız.

Söz etmek istediğim ikinci çalışma, 15 ülkenin müziklerinin yer aldığı “The Greatest Songs Ever” serisi.

Afrika, Arjantin, Brezilya, Küba, Fransa, Yunanistan, İtalya, İrlanda, Portekiz, Ortadoğu, Jamaika, İspanya, Şili, Gypsyland ve Türkiye olarak gruplanan bu toplama albümler de benzersiz bir arşiv malzemesi oluşturuyor. Avustralya merkezli bağımsız plak şirketi Petrol Presents ile EMI işbirliğinde yayımlanan bu albümler, insanı dünya çapında müzikal bir geziye çıkarıyor. Fakat bununla da kalmıyor; albümleri alanlar için CD’lerde ayrıca hoş bir sürpriz de var. Her bir albüm kitapçığında ilgili ülkenin geleneksel yiyecek ve içeceklerine ilişkin tariflere yer verilmiş. Örneğin Brezilya CD’sini alırsanız, muz ve rom ile yapılan iki özel içki ile Brezilya usulü pilavın nasıl yapılacağını öğrenebilirsiniz.

Ülkelerin hem geleneksel hem de çağdaş müziklerinden örnekleri bir araya getiren albümlerin kapaklarında farklı meyve-sebze resimleri kullanılmış. Üzerinde karpuz resmi bulunan Türkiye CD’sinde şu şarkılar yer alıyor: “Nükleer Kış”-“Yarım Kalan Hayaller”/Nem, “Uyan Sunam”-“Gücüm Yetene Kadar”/Şükriye Tutkun, “Yaşım 17”/Fuat Güner, “Arap Çiftetellisi”-“Üsküdar’a Gider İken”/Esin Engin Orkestrası, “Şehri İstanbul”/ Cengiz Teoman, “Çal”/ Aydilge, “Gurbet Halayı”/Ali Nafile. “The Greatest Songs Ever” serisi, değişik müziklerle dünya kültürlerini daha yakından tanımak için oldukça ilginç bir proje.

Ve arşivlerde bulunması gereken üçüncü albüm ise “The Very Best Of Freddie Mercury”.

Ünlü rock grubu Queen’in karizmatik solisti Freddie Mercury’nin doğumunun 60. yılında solo kariyerinden örnekleri bir araya getiren bu çalışma, iki CD’lik özel bir set halinde yayımlandı. Birinci CD, birkaç şarkı dışında, ağırlıklı olarak Mercury’nin “In MY Defence”, “The Great Pretender”, “Love Kils”, “Time”, “Barcelona”, “Mr. Bad Guy”, “Made In Heaven” gibi unutulmaz şarkılarının orijinal kayıtlarından oluşurken; ikinci CD’de az bilinen ya da yeni remikslere yer veriyor.

İlk CD’de, “Guide Me Home” adlı şarkının hem Freddie Mercury ile sanatçının dünyanın en tanınmış sopranolarından Montserrat Caballe’nin birlikte seslendirdikleri versiyonunun yanı sıra, ayrıca bir de Thierry Lang piyano versiyonu bulunuyor. İsviçreli caz piyanisti Thierry Lang, Freddie Mercury’nin anısına bu parçanın düzenlemesini yeniden yapıp kaydetmiş. Rock tarihinin gelmiş geçmiş en güçlü seslerinden biriydi Freddie Mercury. AIDS hastalığına yakalanıp öldüğünde henüz 46 yaşındaydı. Ne yazık ki, çok genç öldü ama şarkıları daha uzun yıllar yaşayacak.

Translate